Hayır demeyi bilmek

Hayır demeyi bilmek


Bazen vazgeçmek en iyi çözümdür yazısında hayır demeyi bilmek önemlidir demiş ve kısaca geçmiştim. Şimdi bununla ne demek istediğimi bu yazıda biraz açmak istiyorum.

Evet diyen pozitif insan

Karşınızdaki insanları kırmamak veya oluşturduğunuz pozitif algıyı bozmamak adına, size yöneltilen çoğu talebe olumlu geri dönüş yapan insanlardan mısınız? Ben eskiden öyleydim ve bunun da yarardan çok zararını gördüm. Her talebe olumlu yanıt verdiğimde, kaldıramayacağım bir yükün altına girdiğim ve mutsuz olduğum dönemler oldu. Oysa ki herkesi mutlu etmek zorunda değiliz. Öncelikle biz mutlu olmalıyız.

Taleplerin sonu gelmez

Taleplerin sonu gelmez. Siz evet dedikçe bir yenisi belirir. Ve siz 10 talebe olumlu yanıt verip 11.’ye hayır dediğinizde her şey bozulmuş olur. İyisi mi, siz en baştan bozun bunu. Yani talepleri değerlendirirken “bir şeyleri mahvetme” korkusunu bırakıp, zaman ve olanaklarımıza uygunluğuna göre değerlendirin.

Bu konuda net ve seçici olmayı kesinlikle prensip edinmenizi öneririm. Ben bunu yaptım ve şimdi çok rahatım. Hayır kelimesini duymak ilk anda karşınızdakinin hoşuna gitmeyecektir belki ama zaman içerisinde bu prensibinize çevrenizdekiler alışacak ve siz de rahat edeceksiniz. Çünkü taleplerin çoğu size gelmeden elenmiş olacak.

İlk örneğimi eskilerden vereyim. Teknolojiye her zaman meraklı oldum. Kendi videomuz veya benzeri elektrik aygıtlarımız bozulduğunda ben tamir etmeye çalışırdım. Bu konudaki yatkınlığım da komşularımız tarafından bilinir hale gelmişti. Ama asıl bilinirlik, 90’ların sonlarındaki bilgisayar döneminde olmuştu. Kimin bilgisayarı bozulursa beni çağırmaya başladı. Hatta iş, içinden elektrik geçen her aygıt bozulduğunda çağırmaya kadar vardı. Küçük bir binada da yaşamıyoruz. Neredeyse bir köy nüfusunu barındıran büyük bir blok. Bu da çok sayıda komşu demek. Haliyle bu durum bir süre sonra fazlasıyla yormaya başladı. Hiç ummadığınız bir anda, belki de hiç hallemedmeyeceğiniz bir şey için çağırılıyor ve 1-2 saatini harcıyordunuz. Kimseyi üzmek ve hayal kırıklığına uğratmak sitemiyordum. Ama çözüm bu değildi. Ben de yavaş yavaş, yumuşak bir şekilde “hayır” demeye başladım. Anlamadığım konularda direkt anlamadığımı, meşgulsem de meşgul olduğumu belrittim. Zaman içerisinde insanlar bunu talep etmekten vazgeçmeye başladı. İyi ki de bu kararı zamanında almışım. Aradan epey zaman geçti ve bu yazıyı yazarken bunları yeniden hatırlamış oldum.

Ödünç vermek

Hayır demek söz konusu olduğunda ödünç vermek ve borç vermekten söz etmezsek bir şeyler eksik kalır. Bu bölümde kendimle ilgili de örnekler vereceğim.

Birisi sizden bir şeyi ödünç olarak istediğinde ve siz bunu zamanında ve sağlam olarak geri alıp alma konusunu dile getirdiğinizde “Bana da mı güvenmiyorsun, aşkolsun” cümlesini hayatınızda kaç kere duydunuz? Ben çok duydum. Ve istisnasız olarak her ödün verdiğim şeyle ilgili verilen sözlerin tutulmadığını gördüm. Ve en sonunda yeter artık diyerek ani bir kararla ödünç verme alışkanlığıma bir günde son verdim.

Benim için ödünç verme alışkanlığının sona ermesi, İnternet hızlarının henüz çok iyi olmadığı zamanlardaki CD takasları döneminde gerçekleşti. Verdiğim yepyeni oyun ve film CD’lerini adeta fayans temizlemek için kullanmış veya ayağına takıp paten kaymış gibi çizerek, deforme ederek geri veren çok arkadaşım oldu. Bir hafta sonra geri almak üzere verdiğim eşyaları aylar sonra aldığım, hatta geri alacağıma dair umudumu kestiğim için aklımdan çıkardığım çok oldu.

Verdiğim eşyaya, karşı taraf benim kadar özenli bakar mı ve zamanında teslim eder mi diye düşünmek bir yana, bir de bu şekilde deforme edilmiş şekilde, haftalar ve aylar sonra geri almanın veya alamamanın düşüncesi beni artık yormaya başlamıştı. Hatta arkadaşlarımla aramdaki ilişkiyi bile gereksiz yere bozmama sebep olmuştu.

Ben de en sonunda net ve kararlı bir şekilde artık kimseye ödünç bir şey vermeyeceğimi açıkladım. Arkadaşlarım bunu başlangıçta çok yardırgadılar ama sonra buna alıştılar. Ödünç vermek yerine, eğer yapabiliyorsam hibe ediyorum. Böylece iki taraf için de ileriye yönük sorumluk/beklenti kalmamış oluyor.

Borç vermek

Borç verme konusu, ödünç vermekten daha hassas bir konu ne yazık ki. Ben yaşadığım son olayı anlatayım. Aynı işyerinde çalıştığım ve paraya acil ihtiyacı olduğunu söyleyen birisi için, bir ay sonra geri almak kaydıyla bir miktar borç vermiştim. Çok büyük bir miktar değildi ama ofiste benden başka hiç kimse de ona yardım etmeye çalışmamıştı. Bu parayla kredi kartı borcunu kapatmış ve yasa işlem başlatılmasını önlemişti. Bana borcunu biraz gecikmeli de olsa ödemişti. Ama asıl konu bu değildi. Borç verdiğim arkadaş, aradan çok geçmeden tekrar borç istemeye çalıştı. Bu sefer bir bahane uydurarak geri çevirdim.

Daha sonra ikimizde çalıştığımız firmalardan ayrılarak başka firmalarda çalışmaya başladık. Ve bu arkadaş yine borç istemeye devam etti. Yine olumsuz cevap verdim. Olay şuydu; ailesi yaşayan ve gelir-gider dengesini ayarlayamayan birisiydi. Fena bir maaş almamasına rağmen kredi kartı borcundan bir türlü kurtulamıyordu. Ben de onu hayat boyu kurtarak değildim herhalde. İnsanların zor zamanları olur ama geçici olur. Bu ise kalıcı bir sorundu. Arayıp sormuyor, herhangi bir konuda sohbet etmiyor, sadece selam deyip direkt borç istiyordu. Bir süre sonra farkettim ki işe yaramayacağını düşündüğü için beni Facebook’ta da arkadaşlıktan çıkarmış. Zaten yakın arkadaş da değildik. Ama tüm ilişkimiz borç üzerineymiş. Alamadığında da benden vazgeçmiş. İşte bu olaydan sonra da, zaten neredeyse hiç yapmadığım borç verme seçeneğini de tamamen sonlandırdım.

Özetle; insanları mutlu etmeye çalışırken siz mutsuz olacaksınız o taleplere hayır deyin. Çünkü başkaları için değil, öncelikle kendimiz için yaşıyoruz. Hayır demeyi öğrenin, çok faydasını göreceksiniz.

 

Not: Bu yazı, 12.08.2011 tarihinde Bilim.org için yazdığım Minimalizm – İnsan İletişimi başlıklı yazının revize edilerek yeniden yazılmış halidir.

+ Yorum bulunmuyor

Yorum Yaz