En Zayıf Halka (Kısa Öykü)

En Zayıf Halka (Kısa Öykü)


“Hey, Cihangir!”

“Ah, Mehmet, sonunda geldin!”

“Kusura bakma. Törenlerden dolayı kalabalık vardı.”

Cihangir tam o sırada dev reklam panolarından birine dikkat kesildi.

“FEDERASYOUNUMUZUN 20. YILI KUTLU OLSUN!”

“Vatandaş olarak kalın ve eğitim, gıda, sağlık, barınma ve diğer temel ihtiyaçlardan eşit olarak yararlanmaya devam edin. Tek yapmanız gereken, vatandaşlık puanınızı yükseltmek!”

“ÇOK YAŞA İNSANLIK!”

“HEP DAHA İYİYE, DAHA İLERİYE.”

Tam o sırada, Taksim Meydanı’ndaki dev ekranda hareketlenme oldu. Mehmet’le birlikte dev ekrana bakmaya başladı.

“Birleşik Dünya Federasyonu Haber Merkezi’nden merhaba. Bugün 10 Nisan 2052 Çarşamba. Gezegenimizin birleşmesinin 20. Yıl dönümü tüm üye ülkelerde törenlerle kutlanıyor.”

“İkinci haberimiz bu yılki kotayla ilgili. Federasyon Vatandaşlık ve Planlama Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre yeni dönem için kaynak planlaması yapıldı. Bu planlamaya göre bu yıl belirlenen kota sınırı dışında kalacak vatandaş sayısı 146.758.443 olarak belirlendi. Federasyon vatandaşlarının yeni dönemdeki puanını belirleyecek olan sınav 18 Mayıs’ta yapılacak.”

Mehmet, Cihangir’n suratını ekşittiğini görünce durumu anladı ve moral vermeye çalıştı.

“Merak etme bu yıl daha iyi olacak!”

“Son üç yıldır kıl payı kotanın içinde kalmayı başardım. Tekrar tekrar aynı şeyi yaşamak güzel olmuyor. Bunun nasıl bir stres olduğunu tahmin edemezsin. Çünkü senin vatandaşlık puanın gayet yüksek. Kota dışında kalma sorunun yok.”

Mehmet, itiraz etmek yerine onaylar şekilde başını salladı ve devam etti.

“Belki de daha fazla çabalamalısın. Benim puanım da gökten inmedi biliyorsun.”

“Nasıl daha fazla puan alınacağının farkındayım. Ancak tüm hayatımı hep daha iyi olma kaygısı içinde yaşamak istemiyorum.”

“Ama insanlık hiç olmadığı kadar ileride. Daha önce tarihte tüm dünya halkları hiç birleşmemişti. Savaşlar tamamen sona erdi. Tıptaki ilerlemeler sayesinde insan ömrü uzadı, ölümler azaldı. Dünyayı artık politikacılar değil, teknokratlar yönetiyor. Bu harika bir şey değil mi?”

“Evet ama bu ilerlemelerin de bir bedeli oldu işte. Tüm bu ilerlemeler sayesinde ölümler azalınca dünya nüfusu da beklenenden fazla arttı. Böylece bir kaynak sorunu ortaya çıktı. Bu yüzden vatandaşlık puanı uygulaması getirildi.”

“Peki. Dünya tarihi boyunca insanlığın başına dert olan paranın ortadan kalkması da mı iyi bir şey değil? Gelir eşitsizliği ortadan kalktı. Herkes, dünya kaynaklarından neredeyse eşit olarak faydalanabiliyor. İşlerin çoğunu da robotlar yapıyor. Bize sadece daha iyi olmak için çabalamak kalıyor. Daha bilgili, daha becerikli olmak ve topluma fayda sağlamak…”

“Çoğu işi robotların yapıyor olması da bizleri daha kolay gözden çıkarılabilir hale getirdi. Gezegene fayda sağlayabilecek en donanımlı insanlar vatandaşlık hakkını garanti altına alırken, bilgi ve beceri açısından yetersiz olanlar, bir başka deyişle işlevsizler risk altında. Ayrıca sürekli çaba sarfetmek ve başkaları ile rekabet içerisinde olmak istemiyorum. Bu beni mutlu etmiyor.”

“Çabalaman daha akıllıca olur. Kota dışında kalırsan vatandaşlık hakkını kaybedersin. Bu da Federasyon bölgesinden çıkarılman anlamına geliyor. Biliyorsunki Federasyon Bölgesi dışında yaklaşık 2 milyar insan yaşıyor ve bunların her yıl yaklaşık 200 milyonu ölüyor. Yani eğer işler yolunda gitmezse, hayatta kalman şansa bağlı olacak.”

“Farkındayım”

….

18 Mayıs günü geldiğinde Cihangir bilgi ve beceri sınavına girdi. Bu sınavın sonucu, vatandaşlık puanına bilgi ve kalite puanı olarak yansıyordu. Bir de deneyim puanı vardı. Bu da topluluğuna ne kadar süre faydalı olduğunuzu gösteren bir puan türüydü. Yeterli hizmet süresini dolduranlar emekli oluyor ve her yıl yapılan elemeden muaf tutuluyordu. Cihangir henüz 26 yaşındaydı. Dolayısıyla yeterli deneyim puanına sahip değildi. Bilgi ve beceri puanlarının yüksek olması gerekiyordu.

Sınav pek iyi geçmemişti. Sınavdan yarım saat sonra holografik bir ileti aldı.

“Bugün girdiğiniz vatandaşlık sınavı sonucuna göre kota dışında kaldınız. Lütfen belirlenen yer, tarih ve saatte komite mülakatına giriniz. Unutmayın, hâlâ vatandaş kalabilme şansınız var!”

Üç yıldır kılpayı başardığı şey bu sefer olmamıştı ve kota dışında kalmıştı. Komite mülakatı için 15 gün sonrasına tarih verilmişti. Bu süre içerisinde topluma faydalı olabileceği bir yönüyle ilgili sunum stratejisi geliştirmek için zamanı oldu. Mülakatında öne sürecekleriyle ilgili uzun uzun düşündü. Gerçekten iz bırakabilecek bir şeyler vardı aklında.

….

Mülakat günü geldiğinde belirlenen binaya geldi ve bileğindeki çipi okutarak turnikelerden içeri girdi. Mülakatın yapılacağı salonun dışında 20 kişilik bir sıra vardı. Normalde herkesin mülakat zamanı belliydi ve 10 dakika kadar da bir süresi oluyordu. Ancak bazı mülakatlar daha kısa sürebilirdi ve zamanında mülakat yerinde olmak da dikkate alınan bir faktördü. Bu yüzden, mülakatına henüz iki saat olanlar bile sırada bekliyordu.

Cihangir’in mülakat zamanı gelmişti. Salon görevlisi onu çağırdı. İçeriye girerek, kendisi için ayrılmış sandalyeye oturdu. Karşısında beş kişilik bir komite heyeti ve tam ortada da Komite Başkanı vardı. Komite üyeleri, deneyim puanı yüksek vatandaşlardan seçiliyordu ve görevlerini tam anlamıyla tarasız bir şekilde yapıyorlardı.

Komite Başkanı Cihangir’e bakarak konuşmaya başladı.

“15 gün önce girdiğiniz sınav ve genel vatandaşlık puanı sonuçlarınıza göre bu yıl kota dışında kalmış görünüyorsunuz. Ancak hâlâ bir şansınız var. Bizi ikna edebilecek bir şeyler söylemek ister misiniz?”

Komite Başkanı’nın sözünü bitirmesinin ardından sesini yükselterek konuşmaya başladı.

“Teknokratik yönetiminizin bu uygulamasını çok saçma buluyorum. İnsanlığın ileriye gitmesini amaçlıyorsunuz ama insanların bilgi ve beceri yeterliliklerine göre ayırıyorsunuz ve yetersiz saydığınız insanları temel haklarından yoksun bırakıyorsunuz. Sizin, insanlığa hizmet dediğiniz şey bu mu? Darwinist uygulamanızla en güçlüler hayatta tutarken en zayıf olanların doğaya yenik düşmesine seyirci kalıyorsunuz. Daha önce dünyada hakim olan sistemlerden bir farkı yok bunun. Ortada insanlık adına herhangi bir ilerleme yok. Varolan şey, sadece şekil değiştirmiş.”

Komite Başkanı sakin bir şekilde cevap verdi.

“Cihangir Bey, sizin de bidiğiniz gibi tüm insanlık Dünya kaynaklarına neredeyse eşit oranda erişiyor. Bunun da bir bedeli olmak zorunda. Çünkü herkese yetecek kadar kaynağımız bulunmuyor. Bu sistem sayesinde gezegenin nüfus planlamasını yapmış oluyoruz. Eğer bu uygulamayı yapmasaydık emin olun ki her yıl daha fazla insan ölüyor olacaktı. Şimdi ise milyarlarca insanın yaşamını garanti altına alıyoruz. Türümüzün devamlılığı için bu fedakarlığı yapmak zorundayız. Mantıklı olan bu. Ayrıca, bu şekilde en azından federasyon sınırları dışında düşük de olsa bir yaşam şansınız var.”

Cihangir sessiz kaldı. Komite Başkanı devam etti.

“Tekrardan sormak istiyorum. Komite için sunabileceğiniz, bizim ölçüm ve değerlendirme sistemimizle belirleyemediğimiz bir beceriniz var mı? Topluluk için nasıl faydalı olmayı düşünüyorsunuz?”

Cihangir bu sefer cevap verdi.

“Topluluğunuza faydalı olabileceğimi sanmıyoum.”

“Anlıyorum. Peki. Son bir sözünüz var mı?

“Evet var. Kayıtlara geçsin mutlaka! Dünyadaki nüfus artışının ve kaynak yetersizliğinin sorumlusu ben değilim. Son dört yıldır bu mücadeleyi veriyorum. Hayattan çok fazla bir beklentim olmadı hiçbir zaman. Sadece yaşamak istiyordum. Ama artık yoruldum. Sizleri de şimdi bir kişilik kaynak sorunundan kurtaracağım.”

Komite Başkanı son cümlenin ardından kaşlarını çatarak şaşkın bir ifadeyle Cihangir’e baktı. Cihangir’in hızlı bir hareketle cebinden çıkardığı siyanür hapını ağzına götürmesiyle kapsülü ısırması bir oldu ve birkaç saniye sonra hareketsiz şekilde yere yığıldı. Salondaki görevlilerden birisi koşarak Cihangir’in yanına geldi, nabzını kontrol etti ve komite başkanına dönerek “ölmüş” dedi.

Komite başkanı, diğer komite üyelerine dönerek baktı ve sonra tekrar Cihangir’in yerdeki bedenine baktıktan sonra “adı Cihangir olan birisinin bu kadar kolay pes etmesi üzücü oldu” dedi. Ve ardından salon görevlisine döndü.

“Sıradakini çağırın!”

 

Ümit Büyükyıldırım
Nisan 2018

 

Not: Bu öykü 21.09.2018 tarihinde Bilimkurgu Kulübü sitesinde de yayınlanmıştır.

2 Yorumlar

Yorum Yaz
  1. 1
    Levent Ceylan

    Ümit bey Merhaba,
    Oncelikle iyi bayramlar.
    Başarılı bir deneme bence, emeğinize sağlık , Kesin devamını getirmelisiniz…
    Devamı için küçük bir iki nacizane önerim; *2052 ‘de 2026 dogumlu Cihangir ve Mehmet doğru isimler mi bilemedim, CH2026 (Cihangir) vb. Olabilir daha fantastik geliyor kulağa 🙂
    *Belki ”İnsanlık Meydani” (Eski Taksim Meydanı) gibi hatırlatmalar da olabilir,
    *Uzun hikayeye çevirmek için; ” Topluluk için nasıl faydalı olmayı dusunuyorusunuz sorusuna ”yine fantastik bir öneri ile” 15 gün sonrasına bir 3. Görüsme koparanilir Cihangir…
    Kolay gelsin, Selamlar

    • 2
      Ümit Büyükyıldırım

      Levent Bey merhaba. Teşekkür ederim. İsimlendirmeleri yaparken tanıdığım kişilerin adlarını kullanıyorum veya vermek istediğim mesaja göre seçiyorum. Açıkcası yakın gelecekte tamamen demode olabilirle mi, bunu düşünmemiştim pek. İnsanlık Meydanı (Eski Taksim Meydanı) önerisi daha isabetli. Gelecek öyküler için düşünülebilir bu konsept.

+ Leave a Comment