Sessizlik Modu (Kısa Öykü)

Sessizlik Modu (Kısa Öykü)


Zorunlu askerlik görevimin ilk günündeydim. Aslında daha önce de zorunlu askerlik görevimi yapmıştım. Her 10 yılda bir, 6 günlük bir temel askerlik eğitimi alıyorduk. Kullanılan silahlar, teknolojiler ve taktikler sürekli yenilendiği için bu eğitimi periyodik olarak almamız gerekiyordu. Savaşın nerede ve ne zaman olacağının belirsiz olduğu bir dönemdeydik. Gerçi biz, epeydir bir savaşın içine girmemiştik. Zorunlu askerlik görevine giderken de savaşa hazırlanıyoruz psikolojisi içerisinde değildik. Temel vatandaşlık görevimizi yerine getirdiğimizi düşünüyorduk. Bu bir çeşit rutindi.

İlk gün tanışmakla geçmişti bir nevi. Fazla bir şey yapmamıştık. Zaten devlet de zorunlu askerlik için gelenleri rahatlatmak için ilk günün böyle geçmesini istiyordu. Sonraki günler silah atışı, teknoloji ve taktik eğitimi ile devam edecekti. Bu kadar kısa sürdüğü ve devamlı olmadığı için eğlenceliydi aslında.

İlk günün sonunda koğuşlara geçtik. Kaldığımız koğuş oldukça küçüktü ve epey kalabalıktık. Normal yatak yoktu, yer yataklarında yatıyorduk. Savaş çıkarsa ranzalı yataklarda değil de muhtemelen bu şekilde yatacağımız için bu bilerek yapılıyordu. Sadece 6 gün, yani 5 gece sürecek bir durum olduğu için çok fazla dert edilecek bir durum değildi. Herkes uyumaya başladı. Ama ben rahat edemedim. Yerde yattığım için değil, ortamdan ötürü belki de. Bu kadar fazla insanla birlikte aynı yerde uyumaya pek alışkın değildim. Adeta kamp çadırının içindeymiş gibi yanyanaydı herkes. Uyku tutmadı. O sırada çaprazda birinin bana baktığını gördüm.

“Bu manzara bana Soylent Green’i hatırlattı.” dedi gülümseyerek.

Ufak bir şaşkınlıkla “Efendim?” dedim.

“Yer Açın! Yer Açın! romanından uyarlanan şu filmdeki gibi. Her yer tıka basa insan dolu.”

“Evet, biliyorum o filmi. 75 yıl öncesinden kalma bir klasik. Nasıl hatırladın?” dedim, aslında bir sorudan ziyade memnuniyet verici bir şaşkınlık içeren tonda.

Bu esnada biz konuşurken kimse rahatsız olmuyordu. Çünkü bizi duymuyorlardı. Yatarken herkes iç kulak implantlarını sessizlik moduna almıştı. İmplant, bu moddayken dış sesleri iletmiyordu. Sadece iki durum dışında tabi. İlk olarak, yüksek bir gürültü meydana geldiğinde güvenlik amacıyla bu sesi, kulağı da olumsuz etkilemeyecek bir düzeye indirgeyip iletiyordu. Bu moddayken diğer bir iletim yöntemi de implant sahibinin adının söylenmesiydi. İmplant, tanımlandığı kişinin isminin geçmesi halinde bu sesi iletiyordu. Bu da bir güvenlik önlemiydi. Sonuçta sessizlik modundayken de hayat devam ediyordu ve birisi size seslendiğinde ona tepki verebilmenizin bir yolu olmalıydı. O da buydu. Aynı, Uzay Yolu dizilerindeki gemi bilgisayarı ve 21. Yüzyıl başlarındaki kişisel asistanlara seslenildiği gibi bir çeşit aktifleştirme yöntemiydi yani: “Bilgisayar, bana C güvertesinin yerini söyle!”

“Bilimkurgu klasiklerinin tamamını izledim neredeyse.” diye karşılık verdi.

“Nüfus artışı, bilimkurgu sinemasına farklı senaryolarla defalarca uyarlandı ama ilk kez Soylent Green bunu gerçekten çarpıcı bir şekilde yansıtmıştı.” diye devam etti.

“Haklısın. Şu an, bu odanın içindeki manzaraya da en uygunu o. Aklına geldiğine şaşırmamak lazım.” dedim.

Doğrusu bu kısa sohbet beni rahatlatmıştı. Buraya gelirken tanımadığım birisiyle, üstelik yatmak üzereyken bilimkurgu üzerine konuşacağımı tahmin edemezdim.

“Buna yarın devam ederiz.” dedim. Onaylar şekilde başını hafifçe eğerken, elini kaldırarak bir nevi ‘iyi geceler’ karşılığı verdi.

Yatmadan önce koğuşa tekrar baktım. Herkes sakince uyumaya devam ediyordu. Ben de kulak içi implantımı sessizlik moduna aldım. İmplant bu moddayken kulağın algılayamadığı ama beynin tepki verdiği düşük frekanslı bir titreşim serisi yayınlıyordu ve bu oldukça sakinleştiriciydi. Ve o an şunu düşündüm; acaba bu implantlar yokken insanlar nasıl rahat uyuyabiliyorlardı?

 

Ümit Büyükyıldırım
Ağustos 2018

+ Yorum bulunmuyor

Yorum Yaz