Son Cerrah (Kısa Öykü)

Son Cerrah (Kısa Öykü)


İlk Şifa Hastanesi’nin 7 numaralı ameliyethanesindeki gözlem odasında bir alkış koptu. Hastane için SURG-TECH firmasından aldıkları ASR-07 tipi otonom cerrahi robotu 100. ameliyatını da sorunsuz olarak bitirmişti. Operatör Doktor Okan, kafasını kaldırıp gözlem odasındaki kalabalığa doğru baktı. Hastanenin ortakları, yönetim kurulu üyeleri ve başhekim oradaydı. Soldan sağa doğru onları süzerek teker teker baktı ve yüzlerindeki sevinç ve gururu gördü. Gururluydular çünkü hastaneleri, cerrahi operasyonlarda son 25 yıldır en yüksek başarı oranına sahiptiler ve şimdi hastaneye aldıkları bu yeni robotlarla bu oranı hızla daha da yukarıya çekeceklerdi.

Operasyon sona erdi ve ASR-07 şimdi operasyon için açtığı 1,5 santimetrelik deliği büyük bir hassasiyetle dikmeye başladı. Doktor Okan, kafasını tekrar indirerek, önce ameliyat masasındaki  hastaya, sonra da yanındaki diğer operatör Doktor Fatih’e baktı. Yüzlerinde maske olduğu için ifadelerini okumak kolay değildi. Ameliyata, herhangi bir sorun çıkması ihtimaline karşı yedek olarak girmişlerdi. Son üç aydır da durum böyleydi, ameliyat yapmadan sadece yedek olarak katılıyorlardı. Hastanedeki sekiz ameliyathaneden altısında artık otonom cerrahi robotlar yer alıyordu ve diğer iki ameliyathanede gerçekleşen operasyonlara daha kıdemli cerrahlar giriyordu.

İkisi de ameliyat önlüklerini çıkarmak ve ellerini yıkamak için ameliyahanenin dışına çıktılar. O sırada Okan bir şeyler söyleyecek gibi oldu önce ama, bunu daha sonra yapmanın daha iyi bir fikir olacağını düşünerek vazgeçti. Koridora çıktıklarında Fatih’e dönerek sordu.

“Bu daha ne kadar devam edecek böyle?”

“Bilemiyorum… Ama yapacak bir şey de yok.”

“Neler olduğunun farkında mısın? Artık sadece yedeğiz. Belki de yakında bize ihtiyaçları bile olmaz!”

“Ben o kadar karamsar değilim. Bence bize her zaman ihtiyaç olacaktır.”

“Evet ama tam olarak bize mi? Bizden daha tecrübeli doktorlar ancak o şansı elde edebiliyor şu an.”

“İyi ama sen de bir gün daha tecrübeli olacaksın.”

“Nasıl? Ameliyatları sadece izleyerek mi? Üstelik bir insanı değil, bir robotu izleyerek! Bir gün bana da sıra gelir diye bekleyerek mi? Ayrıca otonom bilgisayarlar her geçen gün daha iyi hale geliyor.”

“İşe iyi tarafından bak. Şu an hâlâ bir işin var öyle değil mi?”

“Şimdilik” diye mırıldandı Okan. Mesaileri bitmişti. “Neyse, bugünlük bu kadar endişe yeter bana. Yarın görüşürüz.” dedi.

“Görüşürüz.” diye karşılık verdi Fatih.

Akşam, saat 20.38 olmuş ve hava kararmıştı. Hastanenin kapısından çıkarak sonbahar serinliğinde yürümeye başladı. Düşünmeye devam ediyordu. Rahatlayamamıştı. Tıp fakültesine girerken hayalini kurduğu şey bu değildi. Çocukluğundan beri doktor olmak, özellikle de cerrah olmak istiyordu. İdealindeki hastaneye girmeyi de başarmıştı. Bu hastanede çalışan cerrahlar, uluslararası alanda da oldukça tanınıyor ve itibar görüyorlardı. Okan, bu hastanedeki başarı atmosferinden sonuna kadar faydalanarak ülkenin en başarılı cerrahlarından birisi olmayı planlıyordu. Tıp fakültesindeki en parlak öğrencilerden birisi olması da hayallerine gerçekleştirmesi için en iyi olanakları sunacak hastanede iş bulmasını sağlamıştı. Tam da her şey yolunda gidiyorken ve hayalleri gerçekleşmeye başlamışken otonom robot devrimi çok hızlı bir şekilde gelmişti.

Değişim öncelikle teşhis robotlarının gelişiyle başladı. Bu robotları tasarlayan AHR firması, ortak bir veritabanı kullanmak gibi akıllıca bir seçim yapmıştı. Böylece milyonlarca hastasının verisini analiz ederek en doğru teşhise ulaşmak mümkün oluyordu. Tüm rahatsızlıklarda doğru teşhis oranı ortalama %95’in üzerine çıkmıştı. Yüzlerce hastalıkta ise artık hatasız teşhis koyulabiliyordu. Hastaneler hızla bunlarla dolmaya başladı. Daha sonra da otonom cerrahi robotlar geldi. Uzun yıllar önce cerrahi robotlar kullanılıyordu ancak bunların kontrolü yine bir operatör doktor tarafından yapılıyordu. Aradan geçen zamanda operatör kontrolüne gerek duymayan cerrahi robotlar üretildi. AHR firması da SURG-TECH gibi ortak veritabanı kullanarak robotların gelişimini hızlandırdı. Tüm bu değişimler 10 yıldan kısa bir sürede gerçekleşmişti. “Nasıl da bir anda her şey değişti” diye düşündü. Eve doğru giderken yol boyu aklındaki sadece buydu.

Eve vardığında kapının önünde durdu, bileğindeki veri bandını kilit kısmına yaklaştırarak bekledi ve bir klik sesinin ardından kapı açıldı. İçeri girer girmez sensörlü ışıklar yandı ve içeriden “hoş geldin Okan” diye bir kadın sesi duyuldu. Bu, karısının veya ailesinden birinin sesi değildi. İnsan bile değildi. Kişisel asistanı, dijital kapı kilidinin ve ardından sensörlü aydınlatmaların tetiklemesiyle Okan’ın eve geldiğini anlamıştı.

“Merhaba hemşire” dedi. Kişisel asistanına da işinde ona yardımcı olan hemşirelerden esinlenerek genel bir ifadeyle hemşire olarak isimlendirmeyi tercih etmişti. Tüm hayatı işiydi. Bunu eve de taşıyordu. Evlenmemişti. Kariyer çabası içindeyken buna fırsatı olmamıştı.

Yemeğini yedikten sonra bilgisayarının başına oturdu. Bilgisayarını da kişisel asistanı ile kontrol ediyordu.

“Hemşire, Surg-Sim’i aç. Rastgele senaryo. Zorluk seviyesi 4” dedi.

Bu bir ameliyat simülatörüydü. Son iki aydır her gece bununla kendini formda tutmaya çalışıyordu. 3 boyutlu gözlüğünü ve simülasyon eldivenlerini taktı. İşinde, hastanede yapamadığı şeyi evde, sanal ortamda yapmaya başlamıştı. Bugünlerde çok sayıda insanın gerçeklerden kaçma yoluydu sanal ortamlar.

Simülasyon sona erdiğinde gece yarısı olmuştu. Yorulmuştu ama simülasyonu başarıyla tamamladığı için rahatlamıştı. Kısa bir süreliğine de olsa tekrar keyfi yerine geldi. Yarın belki de her şey daha iyi olur diye düşündü.

Sabah hastanenin ana kapısına yaklaşırken kafasını kaldırıp ana binaya bakmaya çalıştı ama tek gözünü kapatmak zorunda kaldı. Hava güneşliydi ve gözünü alıyordu. Her şey güzel olacak diye düşündü. İçeri girdi, asansöre bindi. 3. katta inerek, odasına doğru koridorda ilerlemeye başladı. Hemşire istasyonunun önünden geçerken bilgisayar başındaki hemşire Figen, Okan’a doğru döndü ve “Günaydın Okan Bey. Başhekim sizi görmek istiyor” dedi.

Acaba ne oldu diye düşündü. Yoksa Fatih, dün akşam konuştuklarını başhekime mi yetiştirmişti. Böyle bir şeyi yapması için hiçbir sebep yoktu. Neyse, gidip bir bakalım diye düşündü. Sırt çantasını odasına bırakarak başhekim İhsan Bey’in 5. kattaki odasının önüne geldi. Kapıyı çaldı. İçeriden “girin” diye bir ses geldi. İçeri girdi. Fatih de oradaydı, başhekimin karşısında oturuyordu. Eyvah diye düşündü, korktuğu şey başına gelmişti. “Buyur, lütfen otur” dedi başhekim. Fatih’in karşısına oturdu. Gözlerinin içine suçlayıcı şekilde baktı, sonra da İhsan Bey’e döndü.

“Benimle görüşmek istemişsiniz” dedi.

“Evet, aslında ikinizle de görüşmek istedim. Hemen konuya gireceğim. Maalesef güzel şeylerden bahsedemeyeceğim. Biliyorsunuz ki hastanemizdeki ASR-07’lerden birisi dün 100. ameliyatını da başarıyla gerçekleştirdi. Bu da artık bu robotlara tam olarak güvenbileceğimiz anlamına geliyor. Hastane yönetimi olarak bu robotlardan 2 tane daha sipariş verdik. Böylece tüm ameliyathanelerimizde artık sadece otonom cerrahi robotlar görev yapacak ve dolayısıyla daha az cerraha ihtiyacımız olacak.”

Okan, neler olduğunu anlamaya başlamıştı. Kan beynine çıktı bir anda. Fatih onu gammazlamamıştı. İşten kovuluyordu!

İhsan Bey devam etti.

“Bir süredir ameliyatlara yedek olarak giriyordunuz. Bunun hoşunuza gitmediğinin farkındayım. Ancak emin olun ki daha tecrübeli doktorlar için de hayat artık kolay olmayacak. Şimdi onlar da yedeğe düşecekler. Belki bir süre sonra yedeğe de gerek kalmayabilir. Ben de doktorum, bu durumdan rahatsız değilim dersem yalan olur. Ancak bir değişim süreci içerisindeyiz ve biz de bu değişime ayak uydurmak zorundayız. Başka hastaneler de bu robotları bizim gibi test ediyor bir süredir. Onlardaki sonuçlar da bizimki gibi gayet iyi. Yıl sonuna kadar büyük hastanelerin tamamı bu sisteme geçmiş olur.”

“Artık yedek de mi olamıyoruz yani?” diye şaşkınlıkla sordu Fatih.

“Maalesef. Başlangıçta dediğim gibi. Artık daha az operatör doktora ihtiyacımız var. Tecrübeli cerrahlarımız bile yedek olacak. Bu şartları kabul etmeyenler farklı bir hastanede şanslarını deneyebilirler elbette. Ama eninde sonunda, ülkedeki tüm hastanelerdeki ameliyathanelerde bunlardan olacak. Çok verimliler. Hata oranları düşük ve 7/24 çalışabiliyorlar. Devlet de bunu destekliyor çünkü daha iyi sağlık hizmeti vermek devlet için prestijli bir durum. Bu da değişimi hızlandırıyor ve kaçınılmaz hale getiriyor.”

“Yani kovulduk, öyle mi?” diye net bir ses tonu ile sordu Okan, Başhekim’in gözlerinin içine şaşkın bir ifadeyle bakarak.

Başhekimin tam ağzından bir şeyler çıkacak gibi oldu, sonra vazgeçti. Birkaç saniye önündeki masaya baktıktan sonra masasının çekmecisini açtı. İçinden iki zarf çıkardı.

“Sizler için çok iyi referans mektupları yazdım. Buradaki görevinizin de ay sonunda sona ereceğini üzülerek belirtmek istiyorum. Bu süre içerisinde rutin görevlerinizin yanı sıra acil serviste de görev yapacaksınız. Tazminatınızı da eksiksiz olarak alacaksınız, merak etmeyin.” dedi.

Okan ve Fatih birbirlerine dönerek baktıklar. Suratlarındaki ifade derin bir üzüntü ve hayal kırıklığıydı.

“Şimdi görevinize dönebilirsiniz” dedi Başhekim.

Herhangi bir şey söylemeden odadan çıktılar. Asansöre doğru yürürken Fatih “Sen haklıymışsın. ” dedi.

“Bu kadar erken olmasını beklemiyordum” dedi Okan, konuşurken yere bakarak.

“Peki şimdi ne yapacağız?” dedi Fatih.

“Bilmiyorum” diye karşılık verdi Okan.

O gün, tüm gün boyunca düşünceliydi Okan. Ay sonunda işsiz kalacağı gerçeğinden ötürü şaşkınlık ve çaresizlik içerisindeydi. Bundan 10 yıl önce bir doktorun işsiz kalabileceği gibi bir durum pek düşünülemezdi ama bu da olmuştu. Ne kadar iyi bir cerrah olduğunun önemi yoktu. Çünkü otonom cerrah robotlar daha iyiydi. Son 25 yılda robotlar ve otomasyon, birçok mesleği ortadan kaldırmış, milyonlarca insanı işsiz bırakmıştı. Şimdi de sıra doktorlara gelmişti. Diğerleri için bu durum daha kolay kabullenilebilirdi ancak bir doktorun, hatta bir cerrahın başka bir mesleğe geçiş yapması pek kolay gerçekleşebilecek bir durum değildi. Özellikle de mesleğine Okan gibi bağlı olan bir doktordan söz ediyorsak bu durum daha da zordu. Daha az gelişmiş bir ülkeye giderek mesleğine devam etme şansı vardı aslında. Ama diline ve kültürüne yabancı olduğu bir ülkeye giderek hayatını yeni baştan kurmaya çalışması pek de kolay görünmüyordu. Zaten tüm hayatı buradaydı, bu yüzden bunu da istemiyordu. Her şey ne güzel başlamıştı oysa ki. Bu robotlar da nereden çıkmıştı ki!

Sonraki birkaç günü bunları düşünerek geçirdiği için zihni epey yoruldu. Doğru dürüst uyuyamamıştı. Yastığa ne zaman başını koysa, olanları ve sonrasını düşünmeden edemiyordu. Zihni meşgul olduğu için de bir türlü uykuya dalamıyordu. Bu yıpranmışlık devam edemezdi. Farklı bir şeyler düşünmek, bir çözüm bulmak zorundaydı. Ve en sonunda şöyle bir sonuca vardı: “Kaybeden neden biz oluyoruz ki? Onların kaybetmesini sağlayamaz mıyım?”

Bir şeyler düşünmeye başlamıştı. Kolay pes etmeye niyeti yoktu. Ancak aklından geçenler epey radikal şeylerdi. Otonom robotların güvenilirliğini sarsmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacaktı? Bunlardan birine bile fiziksel zarar verse, bunun ona bir faydası olmazdı. Çünkü yerine yenisi koyulabilirdi. Binlerce cerrahi robotu teker teker fiziki zarar vermesi de mümkün değildi. Tek seferde hepsine birden zarar verebilecek bir şeyler yapmalıydı. Otonom cerrahi robotların tamamı ortak bir veritabanı ile birbirine bağlıydı. Onların hızla gelişmesini sağlayan bu yöntem, aynı zamanda zayıf noktaları olabilirdi. Yani cihazların ağına ulaşarak, hepsini işe yaramaz hale getirmesi teoride mümkündü. Ama bunu o yapamazdı. Yapabilecek birisini bulmalıydı. Bu tarz yasa dışı bir şeyi yaptıracağı şeyi de gazete ilanı ile bulamayacağını biliyordu. Biraz araştırma yaptıktan sonra bu tarz yasa dışı ve radikal işleri yapan profesyonellere Dark Web üzerinden ulaşabileceğini öğrendi. Oradaki hacker ilan sayfalarından birine, küresel bir robot sistemini devre dışı bırakabilecek profesyonel birisini aradığını yazdı. Birkaç saat sonra Nuh rumuzlu birisinden cevap geldi.

“Detaylar nedir?”

“SURG-TECH firmasının ağına girerek cihazları kullanılmaz hale getirmek.”

“Cihazların doğru çalışmamasını sağlayabilirim ama bu geçici bir süre için olur. Yedekleri vardır ve düzeltirler.”

“Ne kadar bir süre?”

“Birkaç saat, belki daha fazla.”

“Tamam, bu da yeterli olur.”

“Bunu neden yapmak istiyorsun?”

“İşimi onlar yüzünden kaybettim. Onlara kendi tarzımla bir hoşça kalın demek istiyorum.

“Seni anlıyorum. Benim geçmişte yaptığım işi de şu an bir robot yapıyor. Ancak benim de paraya ihtiyacım var. 30.000$’a bu işi yapabilirim.”

“En fazla 23.000 verebilirim. Tüm birikimim bu.”

“Tamam. Bu da olur. Yarısını işe başlamadan önce, kalanını da iş bitince alırım.”

“Nasıl yapacaksın?”

“Cihazlardan birine fiziksel olarak ulaşmam lazım. Bunu halledebilir misin?”

“Evet, tabi ki.”

“Tamam. Bana yer ve zaman bilgisi gönder. Bir de telefon numaranı yaz. Bu işi halledelim.”

“Yarın gelebilir misin?”

“Sorun değil.”

“Çok iyi. Sana adresi yazıyorum. Umarım bunu yapabilirsin. Çünkü sana vereceğim para benim tek birikimim ve bir bakıma son şansım.”

“Sorun olmaz. İlk tufanım olmayacak!”

Böylece Dark Web’ten bulduğu hacker’ın neden kendine Nuh rumuzunu taktığını da anlamış oldu. Ona adresi yolladı. Bir sonraki gün cumaydı. Gece 23.00’ten sonra cerrahi robotlardan birinin olduğu 5 numaralı ameliyathanede planlanmış bir operasyon görünmüyordu. Bu aralıkta hacker Nuh’u ameliyathaneye sokacak ve işi halledecekti.

22.51 olmuştu. Okan’ın telefonu çaldı. Telefondaki ses “Başlamaya hazır mısın?” dedi.

“Evet, ameliyathane şu an boş. Kimseye bir şey söylemeden asansöre bin ve 3. kata çık. Seni karşılayacağım.”

“Geliyorum.”

Hastaneye 7/24 refakatçiler girebildiği için kimse onu nereye gidiyorsun diye durdurmayacaktı. Güvenlik odasındakiler de koridorlarda gece vakti dolaşan birisini gördüğünde, bunu olağan dışı bir durum olarak yorumlamayacaktı. Tek sorun, ameliyathane koridorunda kameralara yakalanmamaktı. Ama bunu da da Okan halledecekti.

Asansörün kapısı açıldı. Okan ve hacker Nuh göz göze geldiler. Asansörden çıkarak sordu. “Ne taraftan?”

“Buradan” dedi Okan. Odasına girdiler ve Okan ona kendi cerrah önlüklerinden birisini verdi. Böylelikle ameliyathaneye girerken kameraları sorun etmeleri gerekmeyecekti.

Tekrar asansöre doğru gidip, ameliyathanelerin olduğu bir üst kata çıktılar. Koridorun sonuna doğru yürüdüler. Okan, ameliyathanenin koridoruna girmeden önce etrafı kontrol etti ve “girelim” dedi. İkisi de içerideydiler şimdi. Okan, ameliyathanenin ışıklarını yaktı. Nuh, ASR-07’ye doğru yaklaştı ve sırt çantasından dizüstü bilgisayarını çıkararak robotun veri girişine bağladı.

“Ağa bağlandıktan sonra ASR-07’lerin başlangıç komutlarını sileceğim. Böylece robotlar ameliyata başlayamayacak. Tüm komutları biribiri ile karıştırmak daha iyi bir seçenek olurdu ama bu sırada operasyon geçiren hastaların hayatını riske atarız. Bunun olmasını sen de istemezsin sanırım?”

“Hayır istemem.”

“Aynı fikirde olduğumuza sevindim. Şimdi başlıyorum. Ama önce ön ödemeyi alabilir miyim?”

“Ah evet. Onu unutmuştum. Odamda kaldı. Bir alt katta. İş bittiğinde tamamını versem olmaz mı?”

“Nasıl yani? Yanına almadın mı parayı? Böyle anlaşmamıştık.”

“Peki o halde, sen başla. Ben parayı alıp hemen geliyorum.”

Okan ameliyathaneden çıktı. Asansöre binmek yerine yangın merdivenini kullanarak bir alt kata indi. Ofisine girdi ve çekmeceki para dolu zarfı aldı. Paranın kalanı da evindeydi. Bunu da iş bittikten sonra Nuh’la farklı bir mekanda tekrar buluşup verecekti.

Bu esnada beklemedikleri bir şey oldu. Akşam vardiyasındaki teknisyenlerden birisi ameliyathaneye doğru yöneldi. ASR-07’lerin her 10 ameliyatta bir insan vücudu ile temas eden parçalarının değiştirilmesi gerekiyordu. Gelen teknisyen bu parçaları değiştirecekti. Okan, bu detayı atlamıştı. İnsandı ve hata yapıyordu.

Teknisyen ameliyathaneden içeri girer girmezler dizüstü bilgisayarla ASR-07’ye bağlanmış olan Nuh’u gördü.

“Sen de kimsin?” dedi teknisyen.

Nuh, büyük bir şaşkınlıkla arkasını döndü.

“Eee, ben cihazın bakımını yapıyorum.”

“Öyle mi! Ne zamandan beri cerrahlar cihaz bakımı yapıyor? Sen kimsin? Kim soktu seni içeri?”

O sırada Okan elindeki zarfla içeri girdi ve karşılıklı olarak birbirilerine bakan teknisyeni ve Nuh’u gördü. Kapının sesini duyan teknisyen döndü.

“Okan bey, neler oluyor?”

Okan, Nuh’a doğru baktı ve yakalanmaktansa başka bir hamle yapmayı düşündü. Elindeki zarfı teknisyene uzattı.

“Bunu al ve birkaç saat buraya uğrama. Bunları görmedin, tamam mı?”

“Neler oluyor burada? Hemen güvenliğe haber vereceğim, bu adamı çıkarsın. Siz de başhekime hesap verirsiniz.”

Bu sefer Nuh, “lütfen şu parayı al ve git” dedi.

Nuh’a dönen teknisyen “başınız büyük dertte” dedi. Nuh, ameliyathanenin kapısına baktı önce, sonra da Okan’a bakarak “bunun için hapse girecek değilim” dedi ve kapıya doğru koşmaya başladı. Teknisyen, Nuh’un üzerine doğru hamle yaparak onu kenara itti. ASR-07’nin değişmeyi bekleyen parçalarının olduğu metal tepsi ve içindeki robotik kollar yere devrildi. Okan iyice paniğe kapılmıştı. Onları ayırmaya çalıştı. Nuh kurtulmaya çalışıyor ancak teknisyen bırakmıyordu. Nuh, teknisyenin kolunu ısırmaya başladı. Teknisyen önce acıyla bağırdı. Sonra da yere düşen robotik neşteri sapından tutarak Nuh’un sol koluna sapladı. Bu sefer de acı içinde bağıran Nuh oldu. Okan son bir hamleyle tekrar ayırmaya çalıştı. O esnada teknisyen tekrar robotik neşteri savurdu ve bu defa yanlış hedefi vurdu. Neşter, Okan’ın boynunda küçük bir kesik açtı. Neşteri hatayla Okan’ın boynunu kestiğini gören teknisyen donup kaldı önce. O sırada Nuh, yaralanan kolunu tutarak sırt çantasını da alıp ameliyathaneden koşarak çıktı. Okan yere düşmüştü. Birkaç saniye sonra ise gözleri kapandı.

Nuh’un Gemisi’nin içindeydi şimdi. Ama bu bir uzay gemisiydi ve içerisinde sadece canlılar vardı. Dünyada robotik kıyamet olmuş, insanoğlu gezegeni kurtarmak için onu yoketmeyi seçmişti. Uzay gemisi Dünya’dan hızla uzaklaşırken, gezegendeki tüm nükleer silahlar aynı anda tetiklendi ve ortalığı bir anda çok parlak bir ışık kapladı.

“Bilinci yerine geldi.”

“Şimdi neler olduğunu detaylı olarak öğrenelim!”

“Ona dinlenmesi için biraz süre tanıyalım.”

Gözlerini yavaş yavaş açtı ve kendine bakan diğer doktorları gördü. Az önce Nuh’un Uzay Gemisi’nde olmadığını anladı. Bilinci kapalıyken rüya görmüştü.

Elini boynuna, kesiğin olduğu yere doğru götürdü ve parmakları ile dokundu.

“Bunun ameliyathanede olması senin için şans oldu. Hemen müdahale ettik. İşlemi yapan da ASR-07’ydi. Mükemmel bir iş çıkardı yine!”

Nuh, işlemi tamamlayamamıştı. Ama bunun olması da onun hayatını kurtarmıştı belki de.

“Yanındaki o adam kimdi? ASR-07’ye ne yapmaya çalışıyordunuz?” diye sordu Başhekim.

Nuh’un henüz yakalanmadığını anlamıştı. Ama kendisi yakalanmıştı. Neler olduğunu anlattı ve Başhekim’den özür diledi.

“Hastane yönetimiyle konuşacağım. Şikayetçi olmayacağız. Ama artık burada daha fazla duramazsın. Tazminatını da alamayacaksın. Ay sonunu beklemeyeceğiz. Birkaç saat sonra seni taburcu edeceğiz. Odanı toplayıp ayrılmanı ve tekrar buraya uğramamanı istiyorum. Bu senin için yapabileceğim son iyilik!”

“Teşekkür ederim.”

Birkaç saat sonra boynu sargılı bir şekilde odasını toplayarak hastaneden ayrıldı. Hayatı artık tam anlamıyla sıfırlanmıştı. Cerrahi robotlara giderayak son bir gol atmak isterken golü yiyen kendisi oldu. Aynı zamanda intikam almaya çalıştığı robotlardan birisi  hayatını kurtarmıştı. İşin içine bir de mahcubiyet girmişti.

Hayatını yeniden şekillendirmeye karar verdi. Başlangıçta olası görmediği bir şeyi deneyecekti. Daha az gelişmiş bir ülkede cerrahlığa devam etmek… Birkaç ay sonra Fas’ın başkenti Rabat’taki bir hastanede iş buldu ve oraya yerleşti. Fransızca öğrenmeye başlamıştı çünkü nüfusun %40’ı Fransızca konuşuyordu ve eğitimli profilde bu ortalama çok daha yüksekti.

Rabat’taki hastanede çalışmaya başlamasının üzerinden iki yıl kadar geçmişti. Artık oturmuş bir düzeni vardı. Her ne kadar, o eskiden hayalini kurduğu gibi bir kariyere ulaşmasının artık zor olduğunu bilse de en azından mesleğini yapabiliyordu. Fransızcası da yeterli düzeydi. Yani, artık her şey yeniden yoluna girmişti.

Bir gün öğle arasında hastane bahçesinde yürüyüşe çıktı. Hava açıktı ve güneş parlıyordu. Hayat yeniden güzeldi. Hastanenin bahçe tarafındaki girişine doğru yöneldiğinde otoparka giriş yapan kamyon dikkatini çekti. Kamyon, geri geri kapıya doğru yanaşırken, tanıdık gelen logoyu daha iyi seçebilmek için biraz daha yaklaştı ve yeteri kadar yakına geldiğinde bu logonun neden tanıdık geldiğini anladı. Kamyonun üzerindeki “SURG-TECH” logosuydu. Kamyonun arkasındaki yük indirme köprüsü açıldı ve işçiler, büyük bir kutuyu taşıyıcıya yerleştirmeye başladılar. Okan kutuyu daha yakından görebilmek için koşmaya başladı. Yeteri kadar yaklaştığında durdu ve üzerinde yazan model numarasını gördü.

Kutunun üzerinde kocaman ve kalın puntolarla “ASR-07” yazıyordu.

Okan, kutuya öylece bakakaldı.

Her şey yeniden başlıyordu…

 

Ümit Büyükyıldırım

Şubat & Mart 2018

1 yorum

Yorum Yaz
  1. 1
    Yildirim

    Yeniden isin baslangicina donmektense hem robot hem de cerrah acisindan ortak bir sonuca baglamak guzel olurdu. Elinize saglik.

+ Leave a Comment