İçerik tüketim sorunsalı


Bir önceki yazımda 80’ler ve 90’lardaki içerik tüketiminden bahsetmiş ve içerik tüketiminin verimli olduğu yılları özetlemiştim. Bu yazıda ise 2000 sonrası dönemin içerik tüketim alışkanlıklarından ve yarattığı sorunlardan bahsedeceğim. Bu yazının daha iyi anlaşılması için bir önceki yazımı okumanızda fayda var.

Sindire sindire içerik tükettiğimiz yıllar…

Duygu Yücel Kaya’nın minimalanne.com blogunda Eskitmek lükstür başlıklı bir yazısı var. Duygu Hanım bu yazıda, minimalist olmaya karar vermeden önce aldığı bazı tüketim ürünlerini kullanmaya kıyamadığını, oysa ki aldığını sonuna kadar kullanarak anı yaşayabilenlere imrendiğini söylüyor. Yani sahip olup da kullanmadığınız bir şey, aslında hayatınızdaki anlamsız bir fazlalık.

İşte, 80’li ve 90’lı yıllardaki içerik tüketimi tam da bu şekildeydi. Seçeneklerimiz azdı ve sahip olabildiğimiz her içeriği sonuna kadar tükerek onu en verimli şekilde kullanırdık. Bu yazının da mantığı; içerik tüketiminin verimli olduğu o yıllardan, sahip olduğumuz içeriği tüketebilmenin giderek zorlaştığı, içerik kalitesinin düştüğü ve içerik tüketiminin ciddi bir sorun haline geldiği günümüzün bir karşılaştırmasını ortaya koymaktır.

2000 sonrası dönemde içerik tüketimi

90’lı yılların sonu, mobil telefonların ortaya çıktığı ve iletişim şeklinin yavaş yavaş değişmeye başladığı dönemdi. 2000’li yılların başları ise iletişim şeklimizi daha da derinden etkileyecek olan İnternet teknolojisinin Türkiye’de ve dünyada yaygınlaşmaya başladığı dönemdi. 2000’lerin sonuna doğru ortaya çıkan ve hızla yaygınlaşan akıllı telefonlarla beraber artık bilgiye ve içeriğe erişimin şekli tümüyle değişmeye başladı.

Tüm bu gelişmeler teknolojinin ilerleme hızının artması sayesinde mümkün oluyordu. Teknoloji, 2000 sonrası dönemde bilgi ve iletişimi insanlığın en önemli odağı haline getirdi. Teknoloji bir şeyi daha mümkün kılıyordu: Ürün geliştirmek ve üretmek kolaylaşmıştı. Kapitalizm, bunu fırsata çevirerek bir ürün bolluğu yarattı. Ortaya çıkan ürün bolluğu tüketim alışkanlıklarımızı kökünden değiştirdi. Arzın artması, tüketimin verimliliğini düşürmeye başladığı gibi içeriğin kalitesini de düşürdü. Maruz kaldığımız içerik ve iletişim bombardımanı sebebiyle insan doyumsuzluğu arttı. Artık herhangi bir ürün, içerik, insan ilişkisi & iletişimi veya kişisel bir deneyim yeterli tatmin duygusu yaratamaz hale geldi. Çözüm, her zaman yeni ürün, yeni insan, yeni deneyimler olarak ortaya çıktı. Yani sürekli “daha fazla” tüketerek bu sonu olmayan döngüden kurtulmaya çalışır hale geldik.

Bireysel içerik üretimi

2000 öncesi dönemde içerik üretimi kurumların tekelindeydi. İnternet’in ortaya çıkması ve sosyal medyanın yaygın kullanımıyla beraber bireysel içerik üretimi diye bir kavram daha ortaya çıktı. İnsanlar forumlarda, bloglarda ve sosyal medyada yazmaya başladılar. Örneğin İnternet teknolojisi olmasaydı bu blog yazısını yazma şansım olmayacaktı. Bu teknoloji, benim gibi milyonlarca insana içerik üretim fırsatı sundu. Bu, aynı zamanda mevcut içeriğin devasa şekilde katlanması anlamına da geliyordu.

FOMO (Fear of Missing Out)

İnsanlığın varolduğu ilk dönemlerden 1930 yılına kadar yazılmış ve kaydedilmiş tüm bilgiler 1960 yılına geldiğinde kendini ikiye katladı (30 yıl). 1970’lere gelindiğinde bilginin kendisini ikiye katlama hızı 7 yıla düştü. Günümüzde ise artık her iki senede bir tüm bilgiler kendini ikiye katlıyor diye yazmıştım 3 sene önce. Şimdi ise aylar mertebesine inmiştir. Yani, artık başa çıkamayacağımız kadar çok bilgi ve içerik üretiliyor. Bu da insanlarda, FOMO (Fear of Missing Out) olarak tanımlanan bir sorunun ortaya çıkmasına sebep oldu: Sürekli bir şeyleri kaçırma ve bir şeylerden geri kalma korkusu.

Bu korkuyu tetikleyen sebeplerden birisi aşırı bilgi ve içerik üretimi. Bir başka sebep de bilgi erişim ve iletişimi kolaylaştıran teknolojiler sayesinde yaşamın giderek hızlanması. 80’lerde bir ayda gerçekleşebilecek türde farklı gelişme, artık bir günde hatta birkaç saatte olabiliyor. Siz de neler olup bittiğini düzenli olarak öğrenmek istiyorsunuz. Popüler olan filmleri, dizileri izlemek, kitapları okumak, oyunları oynamak, deneyimleri yaşamak ve bunların konuşulduğu sohbetlerden geri kalmamak istiyorsunuz. Bu da sizi sonu olmayan bir döngünün içerisinde dolaştırıyor.

İşte tüm bu dönüşüm, 2000 sonrası dönemde içeriğin bol, kalitesinin düşük, tüketiminin verimsiz olduğu bir sonuç ortaya çıkardı. Genel olarak ortaya çıkan durum bu. Şimdi örneklerle bu soruna bakalım ve pratikteki karşılığını görelim.

Modern yaşamın lüksü: Okumak

Serdar Kuzuloğlu, Modern yaşamın lüksü: okumak başlıklı yazısında, günümüz insanının okuma alışkanlıklarını eleştiriyor. Yazıda yer alan şu kısım, durumu özetleyecektir:

“Wisconsin Üniversitesi Matematik Profesörü Jordan Ellenberg geçen yıl bu verilerinden yola çıkarak bir araştırma yaptı. Yöntem olarak Kindle ile altı çizilen satırların hangi sayfalarında yoğunlaştığına baktı. Böylece kitapların ne kadarının okunduğunu hesapladı (öngördü de diyebiliriz). 2014’ün en çok satanlar listesinde yer alan e-kitaplar üstünde yürüttüğü çalışmanın sonucu kelimenin tam anlamıyla ibretlikti. Son yılların küresel çapta en popüler kitabının en okunmayan kitap olması gerçekten düşündürücü. 768 sayfalık hacminin bunda mutlaka etkisi vardır ama yine de bu sadece %2,4’ünün zihinlere yerleşmiş olmasını açılamak için yeterli değil. Rakama vurduğumuzda ortalam sadece 26 sayfası okunmuş bir kitaptan söz ediyoruz!”

Benzer durumu kendi gözlemlerimde de gördüm. Örneğin; son dönemin en popüler kitaplarından birisi olan Sapiens’ı biraz gecikmeli olarak 4. baskısında aldım ve epeyce gecikmeli olarak okudum (Yanlış hatırlamıyorsam ben okuduğumda kitap 26. baskısını yapmıştı). Bu esnada çevremdeki onlarca arkadaşımın bu kitapla yaptıkları paylaşımı görmüştüm. Ben kitabı okuduğumda ise çevremde bu kitabı tartışabileceğim pek fazla insan bulamamıştım. Çünkü kitabı almış ama okumamışlardı. Bu da gösteriyor ki günümüzde kitap okumak hâlâ anlamlı bulunan ama pek fazla eyleme dökülmeyen bir kavram. İnsanlar FOMO etkisiyle içerik tüketmeye çalışırken, eylemi tamamlamadan yarım bırakıyorlar.

Bir de gerçekten kitap okuyanların yaşadığı bir içerik tüketim sorunu var: Okunmayı bekleyen kitaplar. Artık o kadar çok kitap piyasaya sürülüyor ki, sadece “yeni çıkanlar” kısmındaki kitapları okumaya kalksak bile ömrümüzden ciddi bir süre gider. AVM’lerdeki kitap zincir mağazaları ve İnternet’ten kitap almanın kolaylaşmasından dolayı kitap satın alma sıklığımız arttı. Fakat kitap satın almak demek, kitap okumak demek değil tabi ki. Benim düzenli olarak kitap okuma alışkanlığım geç oluştu. Kitap okuma hevesim arttıkça da daha çok kitap almaya başladım. Sonuçta bu durum, kontrolsüz bir satın almaya dönüştü ve okunmayı bekleyen kitaplar dağ gibi birikti. İki sene önce okunmayı bekleyen kitaplarımın sayısı 100’ü geçiyordu. Bu süre içerisinde bir kısmını okudum, 20-30 kadarını da okumaktan vazgeçerek başkalarına hediye ettim. Şu an okunmayı bekleyen kitaplarımın sayısı 47. Yani hâlâ çok fazla. Birikmiş listeyi eritmeden yeni kitap almamaya çalışıyorum. Ancak aynı zamanda güncel ve ilgi çekici kitapları zamanında okumaktan da mahrum kalıyorum (Sapiens böyle gecikmişti işte). Yani, verimsiz bir içerik tüketimi söz konusu.

Bu seneki okuma hedefimin biraz gerisinden geliyorum.

Kitap değerlendirme sitesi Goodreads‘in her yıl yaptığı “Reading Challange” yani okuma hedefi, bekleyen kitaplar listesini eritmek için bir motivasyon yaratma adına yardımcı oluyor. Yani kitap okuma olayını oyunlaştırma (gamification) ile teşvik ediyor. Ben de her yıl ortalama 25-30 kitap okuyarak iki yıl sonra bekleyen kitaplar listesini epey bir küçültmeyi planlıyorum. Tabi bu süre içerisinde listeye yeni kitaplar da eklenecek. Okunmayı bekleyen kitaplarımın tümünü temizlediğimde herhalde ömründeki en önemli yüklerden birisini atmış kadar ferahlayacağım. Bu gerçekleştiğinde, sadece bunun için bir blog yazısı yazabilirim 🙂

Satın alıp oynamadığımız oyunlar

Steam hesapları üzerinde 4 yıl önce yapılan bir araştırmaya göre satın alınan oyunların %37’si hiç oynanmamış. Bu durum çoğumuz için aynı. Steam Calculator size, Steam hesabınızdaki oyunlardan ne kadarını oynayıp, ne kadarını oynamadığınızı gösteriyor.

Bu yazıyı yazarken ben de kendi Steam hesabımdaki durumu kontrol ettim. Sahip olduğum 176 oyundan sadece 60’ını oynamış, 116’sını hiç oynamamışım. Tabi bunların arasında Steam platformundan önce oynayıp, burada satın aldıktan sonra tekrar oynamadığım oyunlar da var ancak yine de bu hesaba göre oynamadığım oyunların oranı her şekilde %50’den fazla. Bu çok ciddi bir oran.

Belki daha da kötü olanı, oynadığım oyunların yarısına ayırdığım süre, ortalama 1 saatten az. Yani çoğu oyunu sadece denemiş, bitirmeden öylece bırakmışım. Bu, kısmen zamansızlık, kısmen de artık çok sayıda oyun piyasaya sürülüyor olması ve bunların kalite ortalamasının düşmesi.

Sahip olduğum oyunların arasında bundle’lar ve kampanyalar sebebiyle ücretsiz gelen oyunlar da var. Aslında bunların bir kısmını hiç oynamayacağım. Dediğim gibi, artık çok sayıda oyun çıkıyor ve çok azı gerçekten iyi. Bunları listeden kaldırmak, envanteri daha derli toplu hale getirme adına faydalı olabilir. Steam buna eskiden izin vermiyordu ancak artık istenen oyunların kalıcı olarak silinmesine izin veriyor.

Ortalama oyun kalitesinin düşmesinden dolayı, eski olmasına rağmen uzun yıllar oynanan kaliteli oyunların remastered sürümlerinin (grafiklerinin güncellenmiş, altyapısının güncel platformlara uyarlanmış versiyonu) çıkması beni heyecanlandırıyor. Çünkü vasat oyunları deneyip mutsuz olmaktansa, kalitesi bilinen oyunları güncel halleriyle tekrar tekrar oynamak çok daha iyi.

Film ve dizi bolluğu

2000 sonrası film ve dizi içeriği tüketimi önce CD ve DVD’ler, sonra da İnternet’in yaygınlaşmasıyla önce DivX, hızların da artışı ile streaming servislerine kaydı, TV üzerinden içerik tüketimi ikinci plana düştü. 80 ve 90’ların aksine artık film ve dizi içeriklerine, yayın saatlerini beklemeksizin istenilen zamanda ulaşılabiliyordu. Aynı zamanda, neredeyse üretilmiş tüm film ve dizi içeriklerine de ulaşmak mümkündü artık. Seçeneklerin bollaşması ve erişimin kolaylaşması, “izlenmeyi bekleyen film, dizi ve belgesel kuyruğu” gibi bir kavram daha yarattı.

Şu an Netflix ve diğer platformlarda izlenmeyi bekleyen 39 film, 18 dizi ve 21 belgesel var listemde. Güncel olarak yayınlanan ve yeni bölümlerini beklediğim yayınlar buna dahil. Bu sadece birikmiş içerik. 80 ve 90’larda “izlenmeyi bekleyen film ve dizi” diye bir kavram yoktu. Sadece TV’de yayın saatini beklediğiniz içerikler vardı.

İçeriğin, artık tüketilemeyecek kadar bol olmasına rağmen TV’ler ve streaming servisleri, başta diziler olmak üzere izleyicinin ilgisini devamlı üst düzeyde tutmak adına içerik üretimini daha da hızlandırdı. Bu da bolluk paradoksu dediğimiz durumu yarattı. İçerik, sayısal olarak arttı ama kalite ciddi şekilde düştü.

Gazete ve dergiler

İnternetin yaygınlaşması ile gazete ve dergilerin bir kısmı dijital yayıncılığa geçiş yaparken, bir kısmı da kapandı. Ağırlıklı olarak haber takibi için alınan gazeteler, İnternet’in sunduğu 7/24 erişim ve sınırsız içerik sebebiyle tiraj kaybına uğradılar. Artık haber içeriği tüketimi neredeyse tamamen İnternet’e kaydı. Gazete tirajları 2011’de 4,6 milyonken, 2018 Temmuz ayı itibariyle 2,8 milyona düştü. Yanlış hatırlamıyorsam bizim eve de yaklaşık 20 yıldır düzenli olarak giren bir gazete yok.

Haber içeriğinin tamamen İnternet’e kayması ve sosyal medyanın yoğun kullanımı, yalan haberlerin yaygınlaşması ve içerik manipülasyonunu kolaylaştırdı. Sosyal medyada yayılan yalan haberlerin yükselişi, Teyit.org gibi içerik doğrulama platformlarının doğmasına sebep oldu. Sonuçta, haber içeriği tüketimi yoğunlaştı ancak kalitesi ve güvenilirliği düştü.

Dergiler, sundukları tematik içerik sebebiyle hâlâ cazip durumdalar. Ancak şimdi de onları hakkıyla tüketebilecek zamandan yoksunuz. Dolu dolu bir derginin baştan sona okunması 2-3 gününüzü alabiliyor. Fakat artık böyle bir zamanımız yok. 90’lar ve 2000’lerin başlarında, ayda birkaç dergiyi düzenli olarak alırdım. Tübitak Bilim ve Teknik, Focus, CHIP, Level ve PC Gamer dergilerini uzun yıllar düzenli olarak aldım, içeriğini de tamamiyle tükettim. Bu alışkanlık, 2000’lerin ikinci yarısından itibaren hızla değişmeye başladı ve 10 yılı aşkın bir süredir düzenli olarak aldığım bir dergi yok. Geçen yıl Savunma ve Havacılık dergisini birkaç sayı üst üste almaya başlamıştım ancak o da okunmayı bekleyen kitapların baskısı altında fazla dayanamadı. Ben almayı bıraktıktan birkaç ay sonra da 30 yıllık dergi, yayın hayatını sonlandırdı. Bu da işin başka bir ironisi.

Eski genel müdürümle, onun National Geographic dergi arşivi üzerine yaptığımız bir konuşmayı hatırlıyorum. Dergilerinin tümünü şirketteki odasında tutardı ve bana bu dergileri emekli olunca okuyacağını söylemişti gülümseyerek. İçeriği anlık olarak tüketemiyordu.

Youtube ve video içerikler

Youtube artık çok ciddi bir içerik tüketim platformu. 2017 verilerine göre Youtube üzerinde 7 milyardan fazla video var ve kullanıcılar tarafından hergün ortalama 5 milyar video izleniyor. Youtube üzerinden paa kazanılabiliyor olması, milyonlarca insanı bu platform üzerinde içerik üretmeye itti. Daha fazla izlenen içerikler daha fazla kazanç anlamına geliyor. Bu da youtuber olarak tabir edilen yayıncılar arasındaki içerik üretim ve dikkat çekme rekabetini üst düzeye taşıdı. Öyle ki, artık takipçilerinin dikkatini çekmek için her yeni videoda dozu biraz daha artıran, rezil olmaktan veya hayatını riske atmaktan çekinmeyen yayıncıların sayısı hayli arttı.

Youtube, kendisini bir eğlence platformu olarak tanımlıyor ve bu türdeki videoları da ön pana çıkarıyor. Doyumsuzluğu her geçen gün artan tüketiciler, bu türdeki sabun köpüğü içerikleri daha çok tercih ediyor. Bu arz-talep dengesinin sonucu olarak, kalitesiz video içeriklerler yaygınlaştı ve daha fazla tüketilir hale geldi. Kaliteli video içeriklerin üretimi ve tüketimi azaldı.

İçerik tüketimini optimize etmek

  • Kitap satın almak, kitap okumak değildir. Birikmiş bir listeye sahip olmak yerine okudukça kitap almak daha mantıklıdır. Ben, düştüğüm hatayı yıllardır düzeltmeye çalışıyorum, siz benim düştüğüm hataya düşmeyin 🙂
  • Steam ve benzeri platformlardaki indirim furyalarında hesabımızı oyunla doldurmak yerine, gerçekten oynayacağımız oyunları almalıyız. Asla oynamayacağımız oyunları da hesabımızdan silerek envanterimizi optimize edebiliriz.
  • İçerik bolluğu ile ortaya çıkan kalite düşüşüne karşı, iyi içerikleri seçmemizi kolaylaştıracak platformları incelemeliyiz. Örneğin, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığım bir film veya diziyi izlemeden önce altyazı sitelerine bakarım. Buradaki yorumların ortalaması, içeriğin nasıl olduğuna dair ortalama bir fikir verir bana her zaman. Benzer şekilde, bir kitapla ilgili bilgi edineceğim zaman da kitapyurdu.com yorumlarına bakarım. Buradaki yorumlar kısadır ama ortalama bir fikir verirler yine.
  • İçerik bolluğunda, sizin için uygun içeriğin seçilmesini kolaylaştıran bir başka seçenek de benzer zevklere sahip olduğunuz kişilerin tavsiyelerini takip etmektir. Ben de bu amaçla blogumda kitap, film, dizi, belgesel ve makale tavsiyelerimin listelerini yayınlıyorum.
  • Yeni ama vasat bir içeriği tüketmektense daha önceden tüketilmiş ve memnun kalınmış bir içeriği yeniden tüketmek daha mantıklıdır. İyi bir oyunu tekrar tekrar yeniden oynamak, iyi bir filmi yeniden izlemek, iyi bir kitabı yeniden okumak, vasat içeriğin tüketimiyle geçecek zaman kaybından çok daha iyidir.

İçerik tüketiminin en verimsiz çağı

Okumadığımız kitapları, oynamadığımız oyunları, izlemediğimiz filmleri ve dizileri satın alıyoruz. Sahip olduğumuz içeriğin büyük kısmını tüketemiyoruz. İçinde bulunduğumuz çağ içeriğin bol, tüketimin son derece verimsiz olduğu bir dönem. Bu sorunu en aza indirgemenin yolu da içerik tüketimde seçici olmak ve tüketim miktarını sınırlayıcı önlemler almak.

+ Yorum bulunmuyor

Yorum Yaz