Düzenli olarak koşmaya nasıl başladım?

Düzenli olarak koşmaya nasıl başladım?


Koşu dünyasında ne zaman yeni birisi ile tanışsam, kendi koşuya başlama hikayemi anlatıyorum. Neden anlatıyorum, çünkü başlangıç benim için hem fiziksel hem de mental anlamda zorluydu. Bu zorluğa karşı geldiğim için şu an 5 yıldır düzenli olarak sürdürdüğüm bir alışkanlığım var. Hayatımdaki hiçbir hobiyi veya alışkanlığı da 6 aydan uzun sürdürmediğimi düşürsek, bu başlangıç hikayesi biraz daha anlam kazanıyor. Daha önce yüzyüze tanıştığım kişilere defalarca anlattıklarımı artık blogumda yazıya da dökeyim dedim. Böylece blogumu takip edenler veya bu yazıya rastlayanlar için de ilham verici olur.

Uzun yürüyüşler, yeni arayışlar

Yürümeyi her zaman sevmişimdir. Koşmaya başlamadan önceki son dönemde de yürüme sıklığımı ve mesafemi giderek artırmaya başladım. Önce 10, son 15 km derken, artık daha uzun mesafede yürüyecek makul bir rota kalmadığının farkına vardım. Ayrıca o dönemde yeni bir şeyler de denemek istiyordum. Yanılmıyorsam bir gazete ilanında Nike’ın Run İstanbul 2013 koşusunun reklamını gördüm.

Run İstanbul 2013 Parkuru

Run İstanbul 2013 Parkuru

Normalde daha önceden bu tarz bir şeyi deneyimlemediğim için çekinebilirdim ancak dediğim gibi, o dönemde yeni şeyler denemeye son derece istekliydim. Kısa mesafelerde koşmak benim için sorun değildi hiçbir zaman, ancak kilometrelerce bunu sürdürebilmek yeni bir şeydi, daha önce deneyimlememiştim. Çoçukluk ve ergenlik döneminde fazlasıyla sporla iç içe ve aktif olmama rağmen, nereden baksanız 10 seneden fazladır da düzenli spor aktivitelerinden uzak kalmıştım. Bir şekilde bunu nasıl yapacağımı bir bilene danışmam gerekiyordu. Yarış 29 Eylül’deydi. Yani bir aydan daha kısa bir zamanın vardı.

O zamanlar çalıştığım şirkette maraton koşan Emrah Küçükgirgin adında bir arkadaşım vardı. Onun yanına gittim ve Nike Run İstanbul’a katılmak istediğimi söyledim ve neler tavsiye edeceğini sordum. Bir saat kadar konuştuk, epeyce şey anlatmıştı, ben de sıkılmıştım açıkcası. Çünkü alt tarafı bir yarışa girecektim, hayatım bu olmayacak tı ki. Oysa ki başıma geleceklerden habersizmişim 🙂

2 Eylül 2013 Pazartesi

Emrah’ın tavsiyesi ile Nike’ın koşu süresi ve rotasını tutan mobil uygulamasını yükledim. O zaman hiçbir koşu ekipmanım yoktu. Spordan da uzun süre uzak kaldığım için teri tutmayan tişörtlerden de haberim yoktu. Pamuklu bir tişört ve basketbol! ayakkabılarımı giyerek oturduğum yerin cadde kenarında, Şişli istikametine doğru koşmaya başladım. Daha 50 metre bile olmamıştı ki inanılmaz yorulduğumu hissettim, hızlı falan da değildim, son derece yavaş şekilde jog atıyordum. Bilgisayar başında uzun saatler çalışarak hareketsiz ve spordan uzak kalmanın sonucuydu bu.

İçimden şunu düşündüm o an; “Ümit, senin ne işin var koşu ile. Ne sıkıyorsun kendini? Git eve, uzat ayaklarını, aç TV’yi, bas kumandaya, Kanal D senin, Show TV benim.” Ama bu iç sesimi dinlemedim, devam ettim. Yaklaşık 2 km sonra Şişli Camisi önünde bitirdim koşuyu (koşu da denemez ya, jog diyelim işte). Nabzımın normale dönmesi 10-15 dakika falan sürmüştü. O sırada içimde pişmanlık vardı, nerden girdim buna diye düşünüyordum. Eve otobüsle döndüm, dönerken ve nabzım düzeldiğinde o pişmanlık, yerini “bir daha ne zaman koşarım?” sorusuna bırakmaya başladı.

Aldığım tavsiyeye göre bir gün koşup bir gün dinlenecektim. Buna göre, bir sonraki koşuma 4 Eylül’de çıktım. Bu sefer mesafeyi 1 km daha artırmıştım. Koşu bittiğinde, önce yine pişmanlık ve ardından “tekrar ne zaman koşacağım?” sorusu vardı aklımda.

Bu şekilde mesafe artırarak devam ettim. 10. günde evden Taksim Gezi Parkı’na koştum. Bu 5,5 km’lik mesafe ve bitiş noktası artık benim için dönüm noktası olmuştu. Buna devam edecektim.

Yarışa az kala…

Koşmaya devam ettikçe diz ağrılarım başladı. Dizlerim güçlüydü ancak koşuyu ilgilendiren kaslar farklıydı ve bunlar zorlanmaya başlamıştı. Yarışa bir hafta 10 gün kadar bir süre kala bu ağrılar giderek arttı. Hatta birkaç gün kala yürümekte bile zorlanıyordum. İçimden “gerekirse sürünerek de olsa o yarışı bitireceğim” diye bir motivasyonla kararlılık içindeydim. Diz desteği de almıştım. Eğer ağrılarım geçmezse onu takarak koşmayı düşünüyordum. Yarışa bir gün kala hâlâ ağrılarım ve yere basma sorunum devam ediyordu. Minoset Plus ağrı kesici aldığımda bu ağrı tamamen kayboldu. Minoset’in Plus versiyonunda kas ağrılarını giderici bir etken madde varmış. Bunu da şans eseri öğrenmiş oldum. Artık koşabilecek haldeydim. Yarış sabahı, eğer gerekirse bir tane daha alacaktım ama gerekmedi.

Nike Run İstanbul 2013

Suadiye Sahili’nde akşam başlayan koşuya 10 binin üzerinde kayıtlı koşucu katılmıştı. Koşunun sonlarına doğru biraz yürümek zorunda da kalmıştım. Ama öyle veya böyle ilk yarışımı tamamlayarak bitirme madalyamı aldım.

Nike Run İstanbul 2013 tişörtüm ve bitirme madalyam

Nike Run İstanbul 2013 tişörtüm ve bitirme madalyam

Bilmeyenler için söyleyim; hemen hemen bütün koşu yarışlarının sonunda, o yarışı tamamlayan tüm sporculara bir bitirme madalyası verilir. Bu, derece madalyasından farklı olarak, katılımcıları teşvik etmek ve anı amaçlıdır. Benim bu yarıştaki en büyük motivasyonlarındam birisi de bu madalyayı almaktı. Bu madalya, belli bir çabanın karşılığı olarak aldığım somut bir şeydi ve beni bundan sonrası için oldukça motive etti.

5 yıldır süren alışkanlık

Hayatımda bugüne kadar çok farklı spor dallarına, hobi alanlarına ilgi duydum ama yazının başlarında da söylediğim gibi, hayatımda hiçbir hobi veya alışkanlığı 6 aydan daha uzun sürdürdüğümü hatırlamıyorum. Ancak koşu alışkanlığım hâlâ devam ediyor ve artık hayatımın temel hobilerinden birisi haline geldi. Peki nasıl oldu da koşu hayatıma bu kadar yerleşebildi? Bana göre koşu ile hayatımı olumlu etkileyen çok sayıda şeyin olmasından dolayı koşu artık benim için vazgeçilmez hale geldi.

Koşu, hayatımda neleri değiştirdi?

5 yıldır düzenli olarak spor yapıyorum, kondüsyonum ve sağlığım daha iyi hale geldi. Daha sağlıklı besleniyorum. Ayrıca koşu, kilo vermek isteyen birisi için de en ideal spor. Haftada 4 gün yoğun koşu temposunu devam ettirir ve beslenmesinize dikkat ederseniz haftada bir kilo eksilmeniz hiç zor değil. Ben bu şekilde 70’den 65’e kısa süre içinde düştüm. Ayrıca düzenli olarak kalori yaktığınız için de kilonuzu daha kolay kontrol edebiliyorsunuz.

Koşu etkinlikleri sayesinde yüzlerce yeni insan tanıdım. Her etkinlik, aynı zamanda bir sosyal toplantı oluyor. Son yıllarda spora ve özellikle de koşuya olan ilginin artması sebebiyle benim başladığım 2013’ten bu yana koşuya on binlerce yeni insan katıldı. Katıldığınız her etkinlikte yeni yüzler görüyorsunuz bu sayede. Bunların bir kısmı tanıdığınız, iyi anlaştığınız bir kısmı arkadaşınız oluyor. Yani koşunun sosyalleşme anlamında da inanılmaz bir faydası var ve bu da benim için oldukça motive edici bir sebep.

Zorla koşuyorken şimdi üzerine para vermek

Askerde sadece bir kez koşmak zorunda kaldım. O da acemi birliğindeki ilk günlerimdeydi. Kısa dönem olarak bizleri alıp 5 km’lik tempolu bir koşuya çıkarmışlardı. Aramızda yaşı yüksek olanlar da vardı ve bunlardan ikisi yere düştü, ambulans geldi. Kısa dönem olduğumuz için ve ambulans vs gibi olaylardan ötürü çok üzerimize gelmediklerini, bırakanlar olduğunu farkettim. Ben de ilk kilometreyi tamamlayamadan kendimi kenara atmıştım. Yapamamıştım, çünkü kondüsyonum yoktu. Oradaki diğer çoğu kişi de aynı durumdaydı. Şimdi ise koşmak için üzerine para veriyorum.

Ucuz bir hobiden, pahalı bir hobiye

Koşmaya başladığım 2013 yışında hem koşu tekstili ürünleri hem de organizasyon ücretleri o zamanın standartlarına göre düşüktü. Ancak dünyada ve Türkiye’de koşuya olan ilgideki artış sebebiyle hem koşu ürünleri hem de organizasyonlar giderek daha pahalı hale geldi. Koşmak, temel düzeyde bakarsanız ucuz bir hobi ancak olayı ciddiye almaya başladığınızda masrafınız da katlanarak artıyor. Kıyafetleriniz, ekipmanlarınız çeşitleniyor. Yani her yıl belli bir masrafınız oluyor. Ancak hayatınızda bu kadar yer tutan bir alışkanlık için bunun makul bir bedel olduğunu düşünüyorum.

Koşmayı düşünenlere tavsiyeler

Başlamadan önce, daha önce koşmuş olan bir tanıdığınıza danışmanız iyi olur.Bana sorarsanız, hiç beklemeyin, hemen başlayın derim. Çok hızlı olmak zorunda değilsiniz, kendinize uygun bir tempoda koşabilirsiniz. Sadece hemen pes etmeyin, buna en azından belli bir süre şans verin. Benim, ilk koşusunda pes eden arkadaşlarım da oldu. Ben de etseydim bu yazıyı yazamazdım.

2 Yorumlar

Yorum Yaz

+ Leave a Comment