Kent yoksulluğu ve orta sınıfın gerilemesi

Kent yoksulluğu ve orta sınıfın gerilemesi


Ekonomik eşitsizliğin artması ve istihdam olanaklarının azalması, bir zamanlar onurlu bir yaşam süren orta sınıfı kent yoksulluğuna geriletti. Bu gerileme zaman içerisinde farklı yönleri ile hissedilse de, tanımı herkesçe net olarak bilinen bir kavram değil. Benim de bu kavramla tanışmam aslında yakın bir zamana dayanıyor. Bu yazıda kent yoksulluğunu orta sınıf odağında ele alacağım.

İzmir ve kentsel yoksulluk

2017 yılında Wings For Life World Run koşusu için İzmir’e gittiğimde, Bostanlı’da yaşayan arkadaşım Levent beni evinde ağırlamıştı. Bana çevreyi gösterdiğinde çok beğenmiştim. Sahile çok yakın konumdaki bu sokaklar, önünde yeşilliğin eksik olmadığı ortalama kalitede az katlı ve balkonlu yapılardan oluşan sessiz, sakin, insanlarının güleryüzlü olduğu huzur verici yerlerdi. Levent, oturduğu eve yakın olan bu sokakları gezdirirken “burada genelde emekli insanlar yaşıyor, geçim sıkıntısı çekiyorlar” dedi. O an buna anlam vermekte zorlanmıştım. Sahile yakın, ortalama kalitede evler, nezih insanlar ve yoksulluk? O an anlamlandıramadığım şey, aradan geçen üç yıllık sürede oldukça netleşmişti. Kentsel yoksulluktu bunun adı.

İnsanların alım gücünün giderek azalmaya başlaması ve orta sınıfın giderek erimesi her zaman gözlemlediğim bir şeydi aslında. Ancak kentsel yoksulluğu en net tanımlayacak örneği o gün görmüştüm. Bu anlamda İzmir’in sahil kesimi, kentsel yoksulluk ve orta sınıfın gerilemesine verilecek en iyi örneklerden biri.

Kent yoksulluğu nedir?

Kent yoksulluğu, en genel anlamıyla kent nüfusu için gerekli istihdam ve gelir olanaklarından yoksun olduğu için “onurlu yaşam” olanaklarına sahip olamayan kitleyi tanımlamaktadır.

Bir başka deyişle, temel ihtiyaçlarını ancak karşılayabilen ve bunun ötesine geçemediği için onurlu bir yaşam süremeyen kitle, kentsel yoksulluğu yaşıyor. Pratikte benim en çok karşılaştığım örnekler; kendi evi olan, kılık kıyafeti düzgün, iyi eğitimli yani dışarıdan bakınca yoksulluğuna dair pek belirti göstermeyen insanlar. Ancak bu insanlar temel ihtiyaçlarının ötesine geçemiyorlar. Örneğin tatil yapamıyor, sinemaya, konsere gidemiyor, ev eşyasını, mobilyasını uzun yıllar değiştiremiyor, evine ciddi bir tadilat yaptıramıyor.

Kentsel yoksulluk içindeki kitlenin yoksulluk tanımında garipsenmesi, işte bu dışarıdan farkedilememe durumundan kaynaklanıyor. Türkiye’de yoksulluk kavramı dendiğinde genellikle derme çatma gecekonduda oturan, kıyafetleri yırtık veya yetersiz, evinin içinde doğru dürüst eşyası bile bulunmayan ve her türlü yardım muhtaç kırsal yoksuluk profili akla geliyor. Ancak Türkiye’de son yıllarda giderek artan gelir eşitsizliği ile orta sınıf gerilemeye başladığı için kentsel yoksulluk kavramı da hayatımıza girmeye başladı.

Youtube’da son dönemde artan “geçinemeyenler”, “yoksulluk öyküleri” videolarında insanlar, kendi sosyo-ekonomik zorluklarını kitlelerle paylaşırken, aslında yoksul olmadıklarına dair ithamlarla karşılaşıyorlar. Buralarda kullanılan “bu nasıl yoksul, cep telefonu var? Kıyafetleri pırıl pırıl” gibi, genellikle siyasi amaçla öne sürülen argümanlar, kentsel yoksulluğun henüz herkesin bildiği bir kavram olmadığını ortaya koyuyor. Bu yazının da amacı aslında bu kavramdan haberdar etmek ve hissedilip de henüz tanımlanamayan bir gerçeğe dair bir farkındalık yaratmak.

Türkiye’de orta sınıfın gerilemesi

80’ler ve 90’ları yaşamış birisi olarak, Türkiye’de yaklaşık son 40 yılda orta sınıfın nereden nereye geldiğimi görme şansım oldu. Çocukluğumun başlangıç dönemine denk gelen 80’lerde 4-5 çocuklu bir aile babası, emekli de olsa tek bir maaşla tüm çocuklarını üniversitede okutabilir, evi geçindirebilir belli bir düzeyde imkânlar sunabilirdi. Bunun biraz ötesine geçebilen herkes orta sınıfın net birer temsilcisiydi. Tatil yapmak, sinemaya, konsere gitmek, ev eşyası almak, tadilat yapmak vs gibi şeyler pek fazla zorlanmadan karşılanabilirdi.

Günümüzde, bir ailenin belli bir geçim seviyesini sağlayabilmesi için tek bir maaş çoğunlukla yeterli olmuyor ve evdeki birden fazla kişinin çalışarak katkı sağlaması gerekiyor. Çoğu durumda bu, temel ihtiyaç dengesini ancak karşılayabiliyor.

Metropoll'ün "Türkiye'nin nabzı" araştırması Nisan 2020 sonuçları
Metropoll’ün “Türkiye’nin nabzı” araştırması Nisan 2020 sonuçları

Metropoll’ün düzenli olarak yaptığı Türkiye’nin nabzı araştırmasının Nisan 2020 sonuçlarına göre Türkiye’nin dörtte biri temel ihtiyaçlarını karşılayamazken, Türkiye’nin yarısı da ancak temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Türkiye’nin sadece dörtte biri, tüm ihtiyaçlarını karşılama konusunda sıkıntı yaşamıyor. Bu verileri başka bir şekilde yorumlamak gerekirse, Türkiye’nin yarısı kentsel yoksulluk seviyesinde yaşıyor.

Türkiye'deki servet dağılımında son 18 yıldaki değişim (Grafik: K. Murat Güney)
Türkiye’deki servet dağılımında son 18 yıldaki değişim (Grafik: K. Murat Güney)

Ekonominin yaklaşık son 7-8 yıldır gerilemesi, eşitsizliğin artmaya devam etmesi, ortalama ücretlerin düşmesi ve istihdam olanaklarının azalması kentsel yoksulluğu büyütürken, 2018 yazındaki dolar krizi ve sonrasında yaşanan gıda enflasyonu ve son olarak küresel salgınla birlikte yaşanan ekonomik daralmanın sonucunda kentsel yoksulluk tanımına giren insan sayısı daha da arttı ve muhtemeldir ki mevcut koşullarda arttmaya devam edecek.

Avrupa’da gelir dağılımı eşitsizliğinde Türkiye 2. sırada

Ekonomik eşitsizliğin artması aslında tüm dünyada yaşanan bir durum. Çalışan başına verimlilik sürekli artmasına rağmen 1980’lerden bu yana reel gelirlerde düzenli olarak bir azalma var. Ancak Türkiye’de biz, kendi ekonomik koşullarımızda bu değişime çok daha şiddetli maruz kaldık. Eurostat verilerine göre Türkiye, Avrupa’da en fazla gelir eşitsizliğine sahip 2. ülke. Bu, olayın sadece eşitsizlik yönü. Buna bir de yüksek enflasyon, sabit faturaların hane harcamalarındaki payının yükselmesi, istihdamın azalması ve ortalama ücretlerin gerilemesi gibi faktörleri eklediğimizde sorunun şiddeti daha da artıyor.

Kent yoksulluğunun en geniş üye grubu: Emekliler

Kentsel yoksulluk tanımına giren en geniş kitle emekliler. Çünkü tek gelir kaynakları emekli maaşları ve bu maaşın alım gücü azaldıkça, bu kitle de giderek zayıflıyor. İzmir’deki Bostanlı örneğinde, bölgede yaşayan insanların çoğu emekliydi. İyi bir yerde iyi bir daire, yaşanmış göreceli olarak orta seviyede güzel bir hayat ancak sonrasında ekonomik hareket kabiliyetinin kaybedilmesi. Bir zamanlar orta sınıfın daimi temsilcisi olan bu kitle, varolan kazanımlarının tümünü de geçmişte edinmişti. Bugünse çoğunlukla temel ihtiyaçlarını karşılama düzeyine ve kent yoksulluğuna gerilemiş durumda.

İzmir’deki durum, İstanbul’da Şişli, Kadıköy ve Bakırköy gibi merkezi ilçelerde de geçerli. Bir zamanlar orta sınıfın yoğun olarak yaşadığı bu ilçelerdeki iyi semtlerde, iyi evlerde oturan ancak emekli maaşıyla ancak geçimini sağlayabildiği için kentsel yoksulluk yaşayan geniş bir kitle var. Evlerinin konumsal açıdan değeri her ne kadar yüksek de olsa, bu insanların ekonomik açıdan hareket kabiliyeti son derece kısıtlı. Çoğunun ev eşyası epeyce eski, uzun süredir tadilat yaptıramamış, televizyonunu yenileyememiş, uzun süre tatile gidememiş, evden pek fazla uzaklaşma, gezme şansı olmamış hatta faturalarını ödemekte zorlandığı için tüketimlerinde kısıntıya (ve doğalgaz gibi kesintiye) gitmek zorunda kalmış insanlardan söz ediyoruz. Bu onurlu bir yaşam değil. Bu insanlar da eskiden böyle yaşamıyorlardı.

İstihdamın azalması ve maaşların ortalama seviyesinin düşmesi

Kentsel yoksulluğa sebep olan bir başka faktör de insanların gelir kaynaklarından mahrum kalması ve emekli maaşlarında olduğu gibi maaşların alım gücünün de, genel seviyesinin de düşmesi. Özellikle genç insanların yoğun olarak çalıştığı beyaz yakalı işlerde ortalama maaşın asgari ücretler seviyesine yakın olması bunun en net göstergesi.

Reel asgari ücretin satın alma gücü, 2018 (Doğruluk Payı).
Reel asgari ücretin satın alma gücü, 2018 (Grafik: Doğruluk Payı)

Türkiye’deki çalışan nüfusun üçte birinden fazlasının asgari ücretle çalışmak zorunda kalması, temel ihtiyaçların ancak karşılanabilmesi durumuna sebep oluyor. Tabi ki işin kötü yanı, istihdamın azalmasıyla milyonlarca insan bu düşük gelir olanağından da mahrum kalarak hanehalkı gelirinin yükselmesine katkıda bulunamıyor.

Kent yoksulluğunu anlamak ve mücadele etmek

Yoksulluk kavramını yeniden ele alıp, kent yoksulluğu tanımının ve orta sınıfın giderek geriliyor olduğunun net olarak farkına varmamız gerekiyor. Sorunun kaynağı olan ekonomik eşitsizlik ve istihdam sorununun aşılması için bu kavramların bilinmesi ve bireysel mücadelelerin bilinçli olarak verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

+ Yorum bulunmuyor

Yorum Yaz