Şirket kültürü en tepeden başlar


Bir çalışan için kurumsal bir şirket, birçok açıdan avantajlıdır. Herşeyden önce belli bir düzeye gelmiş iş akışı ve oturmuş bir düzen vardır. Kendi kuracağınız bir şirkette vereceğiniz zorlu mücadeleleri başkaları sizin yerinize atlatıp önünüze hazır bir düzen sunmuştur ve gelir kaygınız da olmaz. Bu tarz şirketlerde yeni işe başlayan personel için ilk günler çok heyecan vericidir. Ancak kısa bir süre sonra yavaş yavaş durum değişmeye başlar ve bir süre sonra da ilk fırsatta oradan ayrılmak istersiniz (ama çeşitli sebeplerden dolayı da çoğunlukla ayrılamazsınız). Bütün bunların sebebi, şirket kültürünün çalışan odaklı olmamasıdır.

Bozuk şirket kültürünün yansımaları

  • Çalışana, şirkete dair gerçek aidiyet hissinin yaratılmaması
  • Çalışanların birbirini sevmediği bir ortam ve şirket içi dedikodu
  • Şirket içi şeffaflığın olmaması (bazı şeyleri siz açıklamazsanız, insanlar kendi teorilerini üretirler)
  • Terfi imkânı ve kariyerine dair yol haritası sunulmaması
  • Sıradışı performansın ödüllendirilmemesi
  • Şirket içinde çifte standartlar
  • Yöneticilerle çalışanlar arasındaki iletişim zorluğu
  • Katı izin kuralları
  • Aşırı performans ölçümü ve sonu gelmeyen toplantılar

Yukarıdaki çoğu maddelerin oluşmasında temel sorumluluk, şirketin başındaki insandadır. Çünkü tüm düzeni o kurgulamıştır veya sonradan dahil olduysa bile bozuk giden şeyleri düzeltme yetkisine sahiptir.

İmam – cemaat ilişkisi

Artık literatüre girmiş imam-cemmat ilişkisi deyimi vardır. Buna göre imam ne derse, nasıl davranırsa cemaati de onu aynı şekilde takip eder. Örneğin, son dönemde sıkça konuşulan, Üsküdar Aziz Mahmud Hüdayi Camisi imamı Mustafa Efe, sokakteki kedileri camiye alarak herkesin dikkatini çekmiş ve sevgisini kazanmış. Cemaati de imam Mustafa Efe’yi takip ederek kedilerle sorunsuz bir şekilde iç içe olmuş, hatta onları sever hale gelmiştir. Bu çok basit ve güzel bir örnektir aslında.

Üsküdar Aziz Mahmud Hüdayi Camisi imamı Mustafa Efe, kediler ve cemaat

Üsküdar Aziz Mahmud Hüdayi Camisi imamı Mustafa Efe, kediler ve cemaat

Kırık Camlar Teorisi

Broken Windows Theory yani Kırık Camlar Teorisi, ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969 yılında yapmış olduğu bir deneyden esinlenerek elde edilmiş, kentsel bozukluk üzerine anti-sosyal davranışlar ve diğer suçlardaki vandalizm davranışları/belirtileri ve normları işaret eden kriminolojik bir teoridir.

St. Petersburg'daki terkedilmiş tiyatronun kırık camları

St. Petersburg’daki terkedilmiş tiyatronun kırık camları

Bu teoriye göre bir veya birkaç camı kırık bir binanın, herhangi bir onarım yapılmazsa diğer pencereleri de zamanla başkaları tarafından kırılacaktır. Çünkü yoldan geçen bazı insanlar, binanın terkedilmiş olduğunu, bölgenin herhangi bir eminiyet gücü veya otorite tarafından korunmadığını veya bina sahiplerinin ilgisiz olduğunu düşünerek zarar verme eylemine yönelecekler.

New York’un eski belediye başkanı Rudolph Giuliani de aynı teoriyi temel alarak şu örneği vermiştir:

“Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”

apartman kuralları

Apartmanda uyulması gereken kurallar

Kırık Camlar Teorisi pratikte nasıl işliyor bir örnek vereyim. Yukarıda gördüğünüz liste, oturduğum binanın girişine asılan ve her bina sakinin uyması beklenen kuralları içeriyor. Kurallardan hiç birine uyulmaıdğını gayet iyi biliyorum. Sebep tabi ki bina yöneticisi. Çünkü kurallara uyulduğu, uymayanların uyarıldığı dönemleri de biliyorum. Farklı olan neydi? Bina yöneticisi.

Kazanan bir ekip, doğru kişileri işe almakla kurulur

Çalıştığım bir şirkette 20-30 sayfalık bir kurum kültürü kitapçığı hazırlanmıştı. Gel gör ki orada yazan herşey sadece sayfalarda teori olarak yer alıyordu. Gerçekte olansa bambaşkaydı. 100 birim ücret verilerek 1000 birim performansı ölçülen, birbirine karşı sevgisizleştirilmiş, sürekli stres içinde ve şirkete verecek bir şeyi kalmamış onlarca personel. Bunun yanı sıra o şirkette hiç bulunmaması gereken yüzlerce personel daha. İşte zaten sorun da buradan kaynaklanıyor. Çalışanı işe alan yöneticidir, onu da işe alan en üstteki kişidir. Eğer personel yapısı olarak dengesiz bir ortam kurgular, kurumsallığı da sadece kitapçık çıkarmak olarak algılarsanız kazanan bir ekip kuramazsınız.

Yalnız bu tarz şirketlerin, zamanında yakaladığı büyüklüğün etkisiyle elde ettiğin rutinin,  herşeyin yolunda olduğu yanılsamasını yaratarak tüm yanlışların görülmesini engeller. Bu da çalışanları kolay harcanabilir bir konuma getirir. Oysa ki verimli çalışanlarla daha ivmeli şekilde yol alınabileceğinin farkında değildirler. Sadece vizyon sahibi olanlar iyi bir ekibin, doğru kişileri işe almaktan geçtiğini bilirler.

Steve Jobs - "Kazanan bir ekip kur"

Steve Jobs – “Kazanan bir ekip kur”

“Her yer aynı” paradoksu

Şirketinden memnun olmayan çalışanların genellikle söylediği bir cümle vardır: “Her yer aynı”. Çoğu şirkette bir takım farklı sıkıntılar olmakla birlikte her yer aynı da değildir. Elbette gerçekten verimli olabilecek personelin huzur içinde çalışabileceği, kendini geliştirebileceği ve aidiyet duygusuna sahip olabileceği şirketler var. Bu şirketler genellikle genç, vizyon sahibi ve girişimcilik kültürü ile yetişmiş insanlar tarafından yönetiliyor.

Sonuç

Bir şirketin ne olduğunu anlamak istiyorsanız en alt düzeydeki herhangi birkaç çalışanının davranışlarına bakın. Onların yansıttıkları, doğrudan şirket kültürünün göstergesidir. Şirket kültürünü de en tepeki insan belirler. Onun karakteri, tutumları ve vizyonu neyse, şirketin geri kalanı da onu yansıtır.

+ Yorum bulunmuyor

Yorum Yaz