Bizden sonra bizden geriye kalanlara ne olacak?

Bizden sonra bizden geriye kalanlara ne olacak?


Yaşam gibi ölüm de hayatın bir gerçeği. Peki bir gün biz de bu dünyadan kopup gittiğimizde, ardımızda bıraktıklarımıza ne olacak ya da her şeyi bırakabilmemiz mümkün olacak mı?

Bizden sonra koleksiyonlarımıza ne olacak?

Uzun süredir bu konu aklımdaydı ancak düşüncelerimi derleyip yazıya dökme isteği, geçen hafta yayınlanan TeknoSeyir Karantina Muhabbetleri’nde Levent Pekcan’ın kişisel koleksiyonların geleceğine dair söylediklerinden sonra hızlandı. Artık bu yazıyı yazmanın vakti gelmişti.

Levent Pekcan, kişisel koleksiyonların değerinin ancak kişinin kendisi tarafından bilinebileceğini, kişi öldükten sonra koleksiyonun belki de eskiciye verilip kaybolacağı gibi üzücü durumların ortaya çıkabileceğini söylemişti. Belli bir yaştan sonra koleksiyonları ilgili bir müzeye, topluluğa ya da kişilere bağışlamak anlamlı bir yaklaşım olacaktı.

Ben de tam olarak böyle düşünüyorum. Hatta bir adım ötesinde, uzun yıllar önce hayata da geçirmeye başladım. Eski para, piyango bileti, futbol maçı bileti, rozet gibi çeşitli koleksiyonlarım vardı ve bunların tamamını birilerine hediye ettim. Hediye ettim, çünkü hiçbirisi profesyonel düzeyde bir hobi veya koleksiyon değildi. Hiçbirisi tutku içermiyordu. Arada bir bakması ve incelemesi güzeldi belki ama hepsi bundan ibaretti. Yer kaplıyorlardı ve minimalist düşünce çerçevesinde hareket ederek bunları elden çıkardım.

Hediye ettiğim küçük rozet koleksiyonum.

Elbette ki benim koleksiyonlarımla profesyonel bir Star Wars figür koleksiyonculuğu aynı şey değil. Ancak orada da benzer bir düşünce yapısıyla hareket etmek mümkün olabilir. Koleksiyoner hayata veda ettikten sonra o değerli koleksiyonun hiç olup gitmesi düşüncesinden daha iyi hissettireceği açık.

Bir şeyler zevk almanın en iyi yollarından birisi, bir süre için onu kullanıp, ardından hediye etmek aslında. Örneğin Selçuk Salih Caydı, uzun yıllardır küçük metal arabalardan alıp, bunları kurcalayıp belli bir süre geçirdikten sonra ailelerinden izin alarak, bu aramaları gören bir çocuğa ya da ailelerine veriyor. Bazen bu arabalarla birkaç gün geçirdiği oluyormuş. Sürenin böyle uzadığı zamanlarda, çocuğu olup olmadığını sorduğu erkek ve kadınlara veriyormuş.

Selçuk Salih Caydı’nın “geçici” maket araba koleksiyonundan…

Salih Bey ilk kez, uzun yıllar önce kendi çocukluğumda biriken bi küçük çuval dolusu arabayı bir yakınına vermiş. Maket oyuncak arabaları verdiği çocuk bir otomobil firmasının önemli elemanlarından birisi olmuş. Son 4-5 yıldır da bu geleneği yeniden başlatmış. Sonuç olarak, Salih Bey kendi maket araba tutkusunu tatmin ederken, çocukları mutlu ederek de bir sosyal fayda sağlıyor. Çocuk olmuş olan hepimizin bileceği üzere, hayattaki en güzel şeylerden birisi çocukları mutlu etmektir.

Bizden sonra bilgi birikimimiz ne olacak?

Bir insanın bilgi birikimi, herhangi bir şekilde dışarıya aktarılmazsa o kişiyle birlikte kaybolup gider. Bilgi birikimini aktarmanın da iki ana yolu var: Somut kayıtlar bırakmak ve başkalarına aktarmak. Mesleki deneyimlerin aktarılacağı kitap, blog, makale yazıları, video ve demeçler, birikimleriminizi aktarmanın çeşitli yollarıdır. Bunların herhangi birisi denenir ve somut aktarımlar yapılırsa, bilgi birikiminizi de faydalanabilecek diğer insanlara miras olarak bırakmış olursunuz. En kötü ihtimalle, daha sonra yayınlanmasını veya bir kuruma bağışlanmasını isteyebileceğiniz türden mesleki notlar tutmanız da bir seçenek olarak düşünülebilir.

Bizden sonra kişisel anılarımıza ne olacak?

Kişisel anılar kişiye özeldir elbette. Ancak başkalarını da ilgilendirebileceğini düşündüğünüz bazı detaylar olabilir. Örneğin, belli bir tarihte, belli bir mekânın nadir çekilmiş fotoğraflarından birisi aile albümünüzde yer alabilir. Bu fotoğraf zaman içerisinde kamu yararı sağlayabilecek bir nesneye dönüşebilir. Sizden sonra bu fotoğrafların öylece bir kenara kaldırılması ya da bir şekilde yok olup gitmesi üzücü olabilir. Fotoğrafçılar filmli sistemden dijitale geçerken, arşivlerinde kalan sahipsiz fotoğrafların sayısını bir bilseniz… Yani, isteyerek veya istemeyerek, yok olup giden nice fotoğraf var böyle. Bunları genelin fayda sağlayabileceği bir şekilde paylaşmak (taranıp dijitale dönüştürülebilir), tarihsel birikime katkı sağlayabilir.

Fotoğraf paylaşımının yanı sıra, kişisel günlük hatta blog tutmak da kişisel deneyimlerin ve anıların aktarılmasının güçlü bir yoludur. Ben, kişisel blogumu birden fazla amaçla kullanıyorum. Bunlardan birisi de anılarımı yedeklemek. Hobilerim, yaptıklarım, düşündüklerim… Bunları zamana paralel olarak aktarıyorum. Bazıları anılarımı yedeklerken, bazıları da başkalarına ilham veriyor olabilir. Daha önce bir başka yazımda da belirttiğim gibi, paylaşacak özel bir şeyleriniz olduğunu düşünüyorsanız mutlaka blog tutun ve düzenli olarak bir şeyler paylaşın.

Bizden sonra maddi birikimimize ne olacak?

Bizden sonra maddi birikimlerimiz ailemize kalacak elbette. Peki ya ihtiyacın çok ötesinde bir servete sahipsek ya da bir şeyler bırakacak kimsemiz kalmamışsa ne olacak? Örneğin 70 yaşına geldiniz ve 5 tane daireniz, belli bir maddi birikiminiz ve artık durağan sayılabilecek bir hayatınız var. Bu aşamada artık ihtiyaç fazlası maddi birikimini, başkalarının da faydalanacağı şekilde kullanmak anlamlı olmaz mı? Başkalarının hayatına dokunurken, kendi hayatınıza da yeni bir anlam kazandırmış olmaz mısınız? En azından ben böyle olduğunu düşünüyorum. 70 yaş gibi bir örnek verdim ancak bence uygun koşullara erişmiş her insan bunu her yaşta benimseyebilir.

Örneğin Bill Gates ve eşi Melinda Gates, çocuklarına servetinin küçük ama yeterli bir bölümünü ayırdıktan sonra, geri kalanının tamamını hayırseverlik işlerine bağışlayacak şekilde miras düzenlemesi yaptı. Gates’ler bunu yapalı uzun yıllar oluyor. Yani yapılması gayet makul ve son derece de adil görünen bir uygulama.

Bizden sonra dijital izlerimize ne olacak?

Bizden sonra ne olacağı belirsiz konulardan birisi de dijital izlerimiz. Sosyal medya hespalarımız, web sitelerimiz ve diğer dijital izlerimiz, bizden sonra öylece boşlukta asılı kalır gibi kalmaya devam mı edecek?

Facebook, yıllar önce hesaplar için mirasçı atama özelliğini getirmişti. Böylelikle ölen kişinin hesabı istenirse kapatılabiliyor ya da anı sayfası gibi kalabiliyor. Bu özelliği kullanan ve mirasçı bırakmış olan çok az kişi vardır sanırım. Bizden sonra biz hâlâ yaşıyormuşcasına hesaplarımızın ve yazdıklarımızın öylece duruyor olması da hüzünlü ve tuhaf bir durum. Bu şu ana kadar henüz ciddi bir sorun oluşturmadı çünkü sosyal medya dediğimiz şey henüz 15 yıllık bir kavram. Zaman içerisinde, başta sosyal medya olmak üzere çeşitli platformlarda bunlarla ilgili düzenlemelerin yapılmasını bekleyebiliriz.

Bizden sonra kişisel sitelerimizin, sadece kendi kontrolümüzde olan bazı dijita platformların da varlığı da bizim varlığımızla paralel bir yaşam evresine sahip olacaktır. Yani bizden sonra kişisel bloglarımız (eğer medium, blogspot vs gibi bir platformda yazmıyorsak) da yok olup gidebilir. Bunların arasında özel olduğunu düşündüğünüz bazı içerikler varsa, bunları daha farklı platformlarda da paylaşmak bir çözüm olabilir. Birden fazla kişinin veya bir kurumun kontrolündeki platformların ömrü bu anlamda daha uzun olacaktır.

Peki bunları neden kendime dert edineyim?

Nasreddin Hoca’ya bir gün, Kıyamet’in ne zaman kopacağını sormuşlar.

“Hangi kıyamet” diye sormuş Hoca.

“Hocam bir tane kıyamet biliyoruz biz, kaç tane var ki” demişler.

“Sizin bildiğiniz kıyamet başka”, demiş Hoca. “Benim bildiğim iki kıyamet var. Kaırm ölünce küçük kıyamet, ben ölünce büyük kıyamet kopacak” demiş.

Bir insanın, sadece kendisini düşünmeyip başkalarına da fayda üretebilmesi için empati ve paylaşma duygusunun gelişmiş olması gerekiyor. İnsanlığa dair fayda üretme arsuzu içinde olmayan, kendisinden başka birisini pek de umursamayan kişinin yukarıda sayılan türden kaygıları olmayacaktır elbette.

Kişinin ölümünden sonra anlamını yitirecek birçok şeyin, kişinin varlığında belki de daha güçlü bir anlam kazanabilmesi gerçeği benim için güçlü bir motivasyon. Maddi ve manevi olarak, paylaşmak güzeldir!

+ Yorum bulunmuyor

Yorum Yaz