Karantina notları

Karantina notları


Tüm dünyayı etkileyen koronavirüs salgını, şimdiden hayatımızın en çok hatırlanacak dönemleri arasındaki yerini aldı. Bu yazıda, bu dönemde neler yaptığımı, neleri farkettiğimi ve hissettiğimi yazarak hem tarihe not düşmek hem de ilerisi için bir kişisel arşivleme yapmış olacağım.

Gönüllü karantinanın başlangıcı

Salgın Çin’de başladığında, uzaktan bizim için herhangi bir başka küresel gelişme gibiydi. Bir şeyi uzaktan takip etmekle, doğrudan yaşamak arasında epeyce fark var. Bir süre komşu ülkelerde görülen ama henüz Türkiye’ye uğramamış olan virüs de hem kaygılandırıyor hem de daha fazla odaklanarak takip ediliyordu.

Türkiye’de ilk vâkânın bildirildiği gün 11 Mart’tı ve o gün ENKA’da Nike Run Club ile yaptığımız antrenmanda temas konusundaki ilk hassasiyetler başlamıştı. Önlemlere erken başlayan spor grupları, dezenfektan da koymuşlardı. Ancak henüz tam olarak salgın priskolojisine girmiş değildik. Bu da salgın öncesi gittiğim son antrenmandı.

16 Mart pazartesi günü her şey çok hızlı gelişti. Vâkâ sayısının 47 ulaşması tedirginliği artırmıştı. O gün, belki de son kez bir koşuya gitmek üzere hazırlanırken arka arkaya gelen iptal haberleri ile dışarıdaki sosyal hayat aniden sonlanmış oldu. Gönüllü karanti süreci o gün başladı.

İlk günler, hazırlık ve psikoloji

Evde, çoğu şeyimizi stoklayarak alma gibi bir alışkanlığımız var. Aynı zamanda salgın henüz hayatı durdurmadan önce de başta gıda olmak üzere bazı gerekli maddeleri aldık. Bu da bizim için önemli bir avantaj oldu çünkü birkaç gün içerisinde maket raflarını boşaltan ve fiyatları fırlatan bir hücum başlamıştı.

İlk günler aşırı özen, tedirginlik ve gelişmeleri takiple geçti. Benim de evden çalışıyor olmamdan dolayı pek fazla dışarı çıkmamız gerekmediği için bu süreci evde geçirebilenlerdendik.

Düzelen hava, alışma ve sıkılma dönemi

İlk iki haftanın ardından, yasak kapsamında olmayan sektörlerdeki esnaf, dükkanlarını yavaş yavaş açmaya başladı. Virüs tehdidi ve aç kalma arasındaki ilk seçimdi bu. Çünkü evde kalmak güzeldi ama faturalar gelmeye devam ediyordu.

Havaların da genellikle kapalı olduğu ilk üç haftanın ardından, ilk güzel havanın denk geldiği gün insanlar kendlerini dışarıya atmaya başladılar. Alışma ve sıkılma dönemine girilmişti. İnsanlar artık mevcut duruma alışmaya başlamış riski kabullenmişti.

Ben de, salgının başlangıcından bu yana sahip olduğum ruh halinden kurtulmaya karar verdim. Gelişmeleri ve rakamları daha az takip etmeye başladım. Bu da psikolojimi daha iyi hale getirdi. Çünkü bir süredir salgınla ilgili duruma odaklanmaktan ve gelişmeleri takip etmekten dolayı herhangi başka bir şeye odaklanamaz olmuştum.

Bu dönemde kişisel albümü de de karıştırmaya epey fırsat oldu. Eskiden yaşanmış güzel anıları hatırladıkça, salgının bir an önce bitmesini beklemeye başladım. Bu dönemde düşünmeye de daha fazla vakit ayırabildiğime imkânı oldu. Birçok şey zihnimde yeniden canlandı. Özellikle güzel olan anıları yeniden hatırladım ve tekrar aynılarını ve daha güzellerini yaşamak için sabırsızlanmaya başladım. Çok değil, daha 2 ay öncesine ait bile ne güzel anılarım olduğunu farkettim. Bazı sıradan görünen şeylerin bile değeri arttı. İnsanları ve sosyalleşmeyi özledim. Yeniden yeniden koşmayı, sokaklarda rahatça yürümeyi ve hatta metrobüsün o sevimsiz kalabalığını bile özledim. Şuna kesinlikle emin oldum: Eski hayatımı geri istiyordum.

Spor, kitap okuma ve kişisel gelişim

Salgından 1,5 ay önce hem kişisel gelişim hem de bir kariyer değişikliği amacıyla python programlama dilini öğrenmeye ve kendimi veri biliminde geliştirmeye başlamıştım. Salgın başlayınca da çok fazla aksatmadan devam etmeye çalıştım. Günlük detaylı verilerin analizi ve görselleştirmesi de benim için veri bilimi adına pratik yapma şansı sundu.

Bu yıl kendime 25 kitap okuma hedefi koymuş ve yeni yıla 5 kitap okuyarak başlamıştım ancak karantina döneminde okuduğum iki kitap da yine python programlama ile ilgili teknik kitaplardı.

Geçen sene evde yoğun şekilde spor yaparken, salgın döneminde buna pek fazla vakit ayıramadım. Vaktimin önemli kısmı python ve veri bilimi öğrenmekle geçerken, kalan kısmında da o kadar istekli olamadım. Ancak sonlara doğru yavaş yavaş yeniden egzersiz yapmaya başladım. Bu dönemde kilomu da kontrol etmeye devam ettim.

Kalistenikle ilgili de bu dönemde pek aktif olamadım. Salgın döneminin sonlarına doğru el üstü duruşa (handstand) merak sardım ve bununla ilgili denemeler yapmaya başladım. Bir parça ilerlediğim söyleyebilir.

Bir yandan odağı dağıtan gündem, bir yandan giderek artan sıkılma durumu ve bir yandan da baharın yarattığı dikkat dağıtıcı atmosferle birlikte bu dönemi kişisel gelişim veya herhangi başka bir anlamda çok verimli geçirdiğimi söyleyemem.

Blog yazıları

Karantina döneminin sonlarına doğru, python çalışmalarımı hafifletmemin de etkisiyle epeydir ihmal ettiğim blog yazılarıma geri döndüm. Bu süreç içerisinde 16 yeni yazı daha yazdım ve en çok keyif aldığım şeylerden birisinin bu olduğunu tekrardan hatırlamış oldum.

Salgının gerileme dönemi

11 Nisan’da vâkâ sayısının zirve yapmasının ardından yavaş ama kararlı bir gerileme dönemi başladı. 24 Nisan’da ramazan ayının da başlamasıyla, istatistiksel hesaplara göre salgının iyice gerileyeceği bayram öncesine kadar bir aylık bir dönem var. Herkes aşağı yukarı benzer bir ruh hali içerisinde ve aynı şeyi istiyor: Eski hayatına geri dönmeyi. Zaten herkesin aylarca veya yıllarca eve kapanıp yaşayabilmesi, ekonomik olarak makro ve mikro ölçekte sürdürülebilir değil.

Mayıs ayı içerisinde normalle takviminin yavaş yavaş ortaya çıkmasıyla birlikte yeni bir psikolojik durum oluştu. Belirsizliğin bir parça azalmasının yarattığı rahatlama ben dahil herkesçe hissedilir hale geldi. Evde daha aktif olarak egzersiz yapmaya başladım. Bu dönemde, sokaktaki insan trafiğinin artmaya başlamasıyla sokağa çıkma yasakları da uygulanmaya başlandı.

Normalleşme döneminde karantina

Normalleşme adımlarının atılmaya başlandığı Haziran ayı başlarında ben de kişisel karantinamı sona erdirdim. Çok geçmeden vâkâ sayılarının yeniden yükselişe geçmesiyle bu sefer açık alanda maske yasağı getirildi. Bu da aslında bu sıcaklarda dışarı çıkmanın cazibesini sona erdirdi. Maske yasağı ile dışarının azalan cazibesi bizleri yine adı konulmamış bir karantina ortamının içine soktu. Bu da salgının 3. dönemi olarak değerlendirilebilir.

Bu dönemde kısa bilimkurgu öyküleri yazmaya tekrardan başlarken, ilk kez mikro bilimkurgu öyküleri de yazmaya başladım.

Salgın dönemindeki felsefi ve psikolojik tespitlerim

  • Basit sayılan bazı rutinlerin bile aslında ne kadar değerli olduğu farkedildi.
  • Evde vakit geçirmeye alışkın olanların, çeşitli hobileri olanların avantajlı olduğu görüldü.
  • Dünyadaki mevcut sistemlerin ne kadar kırılgan olduğu görüldü.
  • Giderek daha fazla öngörülemez ve kaotik bir çağda olduğumuz bir kez daha, güçlü bir şekilde anlaşıldı.
  • Salgın dönemi, öngörüleri doğrulayarak otoriterleşme eğilimlerini artırdı.

Salgın dönemindeki teknik tespitlerim

  • Teknolojinin ilerlediği ve yaygın bir şekilde evden çalışılabildiği, birçok iş için aslında ortak mekân zorunluluğunun olmadığı anlaşıldı.
  • Evden ve uzaktan çalışma kavramları hakettikleri itibarı kazandı.
  • Teknolojik altyapının (İnternet hızı, 3D yazıcılar, bilgisayarlar vs) ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı.
  • Asgari düzeydeki fiziki yaşamın devamlılığı için insanların sadece Küçük bir bölümünün fiziki olarak dışarıda olmasının ve çalışmasının yeterli olabileceği görüldü.
  • Evinde çalışmaya uygun bir altyapının (çalışma masası, bilgisayar vs.) önemli olduğu görüldü.
  • Tedarik ve arz-talep dengelerindeki ani değişimler, ürün ve hizmetlerin fiyatını yükseltirken, fiyat istikrarsızlığı ve fırsatçılık ortamına sebep oldu.

1 yorum

Yorum Yaz

+ Leave a Comment